Eser Sahibi Mimarın Manevi Hakları I Akademik Yazı Serisi 04

FSEK Kapsamında Mimarlık eserleri Üzerinde Doğan Haklar

I. Hakkın Sujesi Eser Sahibi

Eser sahibi, 4630 Sayılı Kanun’la FSEK’e eklenen m.1/B bendinde, “eseri meydana getiren kişiyi ifade eder” şeklinde tanımlandıktan sonra 4630 Sayılı Kanun’la değişik FSEK m.8’de, “bir eserin sahibi onu meydana getiren kişidir” şeklinde tarif edilmiştir. Eser sahibi onu meydana getiren kişidir hükmü evrensel olup kaynağını tabii hukukta bulur. Bu nedenle eserin yaratılması(1) bir maddi fiildir. Öztan’ın ifade ettiği üzere “yaratma için, bir hukuki muamele yapmak iradesine değil, sadece ilhama ihtiyaç vardır(2).”

Eser sahipliği, yaratılan eser niteliğinde fikri ürün üzerinde mutlak ve inhisari nitelikte hak sahipliğini doğurur. Eser sahipliği, eserin yaratılması ile kendiliğinden (ipso iure) doğar ve elde edilir (kazanılır). Eser üzerinde hakların kazanılabilmesi için ayrıca bir irade açıklamasına ve/veya hukuki işleme gerek yoktur(3).

Fikir ve sanat eserleri hukuku, eser sahibine eserin yaratılması ile birlikte kanundan doğan ve eseri üzerinden var olan manevi yetkiler ve mali haklar tanımakta olup bu haklar yoluyla eser sahibini ve eseri korumaktadır(4).V

Kural olarak eser sahibi gerçek kişidir. FSEK(5), çalıştıranların ve tüzel kişilerin kanunen eser sahipliğini kabul etmemekle birlikte çalıştıran ve tüzel kişilere eser sahibi ile aralarındaki sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça kanunen sadece kullanma hakları verebileceğini kabul etmiştir(6). Eser sahipliği sıfatının devri mümkün değildir.

Eser sahipliği, bir tek kişi üzerinde olabileceği gibi bir eser üzerinde birden çok kişinin hususiyet taşıyan fikri çaba var ise birden fazla eser sahibinin de olması mümkündür.

FSEK m. 9(7) birden fazla eser sahipliğini düzenlerken FSEK m.10 (8) eser sahipleri arasındaki birliği düzenlemiştir. FSEK kapsamında mimarlık eserleri bakımından eser sahibi, fikri ürünü meydana getiren mimardır. Birden fazla mimarın bir araya gelmesi sonucu oluşan mimarlık eserlerinde katkının niteliğine katılan mimarların eser ile ilişkisi tespit edilir.

Yavuz/Alıca/Merdivan mimarlık eserlerinde yapılan tadilat ve değiştirmeler, yapının önceki halinin yanı sıra farklı ve yeni bir eser ise, eser sahipliğinin birliktelik türlerinden iştirak veya müşterek eser sahipliğinin gündeme geldiğini ifade etmiştir(9). Kanaatimizce, gerek iştirak gerek mülkiyet eser sahipliğinde birden fazla kimselerin birlikte bir eser meydana getirme iradesi bulunmaktadır. Dolayısıyla yaratılmış bir mimarlık eserin değişiklik yoluyla yeni bir eser niteliği kazanması mimarlık eseri işleme eser; yaratıcısını ise müstakil eser sahibi kılar. Mimarlık ofislerinde çalışan mimarlar bakımından eserlere ilişkin hak sahipliği FSEK m.18 f.2 uyarınca(10) mali haklar bakımından işverende olmakla birlikte, eser sahipliği ve aksi kararlaştırılmadıysa manevi hakların kullanılması işçi mimarda kalmaya devam etmektedir.

Mimarın eser üzerindeki mali ve manevi hakları, mülk sahibinin eşya üzerindeki mülkiyet hakkı gibi mutlak bir haktır ve gayri maddi hak niteliğindedir. Hakkın bu niteliği, mimara eseri üzerinde herkese karşı ileri sürebileceği haklar bahşederken, eser üzerinde eser sahibini münhasıran yetkili kılar. Mimar; diğer bir anlatımla eser sahibi dışında kalan üçüncü kişilerin söz konusu haklara uyma zorunluluğu kanundan kaynaklanmaktadır. Mimarlık eserinin mülkiyetini sonradan iktisap eden kimseler bakımından, eser sahipliğinden doğan haklarının bağlayıcı olması buradan gelmektedir(11).

Haklar, FSEK’te sınırlı sayı (numerus clausus) prensibi ile belirlenmiş olduğundan yeni bir hak kategorisi yaratılması mümkün değildir. Eser sahibine yasa ile verilen bu haklar, her bir eser için ayrı ayrı doğarlar ve birbirinden bağımsız hüküm ifade ederler(12). Öyle ki hakların devredilmesi kapsamında sözleşmelerde her bir hak ayrı ayrı devredilmelidir. Tüm telif haklarının devri şeklinde düzenlenen sözleşmeler, FSEK uyarınca geçersiz olacaktır. FSEK m.52 “Mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır.” hükmü ile bir şekil şartı getirmiştir. Bu yönüyle hakları ayrı ayrı kullanmak, devretmek ve/veya iktisap etmek mümkündür.

FSEK eserden doğan haklar ile bağlantılı hakları koruyan düzenlemeler içermektedir. Mimarın eser sahipliğinden doğan hakları(13) mali ve manevi haklar olmak üzere ikiye ayrılmıştır(14).

İşbu çalışmanın I. bölümünde detaylıca açıkladığımız üzere gerek ilim ve edebiyat eseri gerek güzel sanat eseri niteliğindeki mimarlık eserleri özgün özellikleri olan eser türlerindendir. Bu eser türleri doğası ve sektörel gereklilikler nedeniyle(15) bazı haklar bakımından uygulama alanı bulamamakta ve kapsamı ve sınırları da farklı olabilmektedir.

FSEK kapsamında eser sahibi olarak mimarın mimarlık eserleri üzerinde sahip olduğu haklar bu gözle irdelenecek ve yalnızca uygulama alanı bulan mali ve manevi haklar bakımından inceleme yapılacaktır.

  • Mimarlık eseri sahipliğinden doğan manevi haklar;

 Umuma arz hakkı (FSEK 14)

 Adın belirtilmesi hakkı (FSEK 15)

 Eserde değişiklik yapılmasını men etme hakkı (FSEK m.16)

 Eserin tahribini önleme hakkıdır (FSEK m.17)

  • Mimarlık eseri sahipliğinden doğan mali haklar ise;

 İşleme hakkı (FSEK m.21),

 Çoğaltma hakkı (FSEK m.22)

 Yayma hakkından (FSEK m.23) ibarettir.

FSEK’de yer alan mali haklardan olan temsil (FSEK m.24) ve yayın yoluyla umuma iletim (FSEK m.25) hakları niteliği gereği Mimarlık eserleri bakımından uygulama alanı bulmadığından(16) bu çalışma da değerlendirilemeyecektir.

II. Manevi Haklar

Manevi hak kavramı FSEK’da tanımlanmamış olmakla beraber hakkın türleri, hakkın kullanım şekilleri ve hakkın ihlali karşısında uygulanacak yaptırımları düzenlenmiştir. Tosun’un da vurguladığı üzere manevi hakkın, eseri yaratan kişiyle eseri arasındaki kişisel ilişkisinin ya da manevi bağın işaret ettiği yerde doğduğu söylenebilir(17).

Kişisel ilişki ve manevi bağın sonucu olması manevi hakları mali haklardan ayırmaktadır. Zira manevi haklar başkalarına devredilemez(18) ve sözleşmelere konu edilemez(19). Ancak uygulama ve öğretide manevi hakların kullanma yetkisinin devredilebileceği kabul edilmiştir(20). Mali haklar ya da manevi haklar kullanma yetkileri devredilmiş olsa da eser sahibinin belirli şartlarda manevi haklarına dayanarak eserine ihlali önleme, men etme ve/veya tazminat hakkı bakidir.

Eser sahipliği ile sıkı bir bağ içinde olan manevi hakların ekonomik karşılıkları kural olarak yoktur. Bu yönüyle de, eser sahibinin manevi hakları, Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen kişilik haklarını akla getirecektir. Manevi hakların, Medeni Kanun’da düzenlenen genel kişilik haklarının bir parçası mı yoksa onlardan tamamen bağımsız nitelikte mi olduğu öğretide tartışmalı bir husustur. Eser sahipliğinden doğan ve hususiyet kavramı gereği kişiliğin bir yansıması sonucu meydana gelen eserde doğan bu haklar için bir kısım yazarlar genel kişilik hakkı kapsamında değerlendirilmeli(21) derken, bir kısım yazarlar(22) manevi hak ile genel kişilik haklarının birbirinden bağımsız olduklarını ve manevi hakların kişilik haklarının parçası olmadıklarını ifade etmişlerdir. Kanaatimizce, manevi hakların bir kaç yönüyle kişilik haklarına benzeyen yönü bulunsa da genel itibariyle kişilik haklarının bir parçası olmadığı ve özel kanun niteliğindeki FSEK’den doğan bu hakların kişilik hakları nitelemesi ile uygulama alanını genişletemeyeceği şeklinde yorum yapmak yerinde olacaktır. Aşağıda kapsamlı incelendiğinde görüleceği üzere FSEK’un manevi haklara ilişkin hükümlerinde kişilik haklarına gönderme yapıldığı hallerde, kişilik haklarına ilişkin hükümlere dayanılabileceğinde şüphe yoktur(23). Önemle belirtmek gerekir ki eser sahibinin manevi hakkının ihlalinde eser sahibinin kişilik hakkının da ihlal edilmesi aranmamaktadır.

Bir ilim ve edebiyat eserinin izinsiz bir şekilde işlenmesiyle meydana gelen sinema eserine ilişkin bir davada, Hukuk Genel Kurulu, eser icrası ve başka yolla yayınlanmasınıeser sahibinin manevi hakları yanında onun kişilik haklarının da ihlal edilmiş olabileceğini ve bu kapsamda Türk Borçlar Kanunu(24) kapsamında manevi tazminat da istenebileceği vurgulanmıştır(25) .

Manevi hakların ekonomik değerlerinin olmaması hakları kullanmanın mali sonuçları olmadığı anlamına gelmemektedir. Mali haklar, eserin ticari amaçlarla kullanılması sonucu doğarken, manevi haklar eser sahipliği sıfatının bir sonucudur. Örneğin bir mimarın, eserinin değiştirilmesine bedeli karşılığında izin vermesi, manevi haklarını kullanma yetkisini devretmesi sonucunda da bir bedel talep etmesi, manevi hakların niteliğini değiştirmeyecektir.

Manevi haklar miras yoluyla devredilemezler. Ancak FSEK madde 19 (26) uyarınca manevi hakların bazıları eser sahibinin yakınları ve gerektiğinde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kullanılabilir. Aynı madde kapsamında ilgili kişilere eser sahibine 14, 15 ve 16.ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl kendi adlarına kullanabilme imkânı tanımıştır(27).

Manevi haklar mimarlık eserleri bakımından önemli bir yere sahiptir. İlim ve edebiyat eseri niteliğindeki mimarlık eserlerinde uyuşmazlık genellikle mimarlık eserlerinde izinsiz değişiklikler ile ilgilidir(28). Dolayısıyla mimarın değişikleri önleme hakkı (FSEK m. 16) manevi haklar kapsamında değerlendirilmelidir. Anglosakson hukukunda eserin merkeze konulduğu uygulamalar benimsenmiştir. Dolayısıyla Amerikan hukukunda da böyle bir tanım yapılmamakla beraber manevi hak kavramı daha muğlak bir alanda yer almaktadır(29).

Manevi haklar numerus clausus ilkesine tabi olup kanunda sayılan aşağıda belirtilen dört hak türü ile sınırlıdır.

a. Umuma Arz Yetkisi (Kamuya Sunma Yetkisi)

b. Adın Belirtilmesi Yetkisi

c. Eserde Değişiklik Yapılmasını Menetmek

d. Eser Sahibinin Zilyed ve Malike Karşı Hakları

  1. Umuma Arz Salahiyeti (Kamuya Sunma Yetkisi)

    FSEK üçüncü bölümde yer alan manevi haklardan “umuma arz yetkisi” FSEK m.14’de aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

    “Bir eserin umuma arz edilip edilmemesini, yayımlanma zamanını ve tarzını münhasıran

    eser sahibi tayin eder. Bütünü veya esaslı bir kısmı alenileşmemiş olan, yahut ana hatları her hangi bir suretle henüz umuma tanıtılmayan bir eserin muhtevası hakkında ancak o eserin sahibi malumat

    verebilir.

    (Değişik: 21/2/2001 - 4630/8 md.)Eserin umuma arz edilmesi veya yayımlanma tarzı, sahibinin şeref ve itibarını zedeleyecek mahiyette ise eser sahibi, başkasına yazılı izin vermiş olsa bile eserin gerek aslının gerek işlenmiş şeklinin umuma tanıtılmasını veya yayımlanmasını menedebilir. Menetme yetkisinden sözleşme ile vazgeçmek hükümsüzdür.

    Diğer tarafın tazminat hakkı saklıdır.”

    Bir fikrin eser niteliği kazanabilmesi ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunabilmesi için başka insanlar tarafından anlaşılabilir ve değerlendirebilir olması gerekir. Düşüncesinin somutlaştığı bir araca ihtiyaç vardır. Düşüncelerin aklın alanından çıkması ve başkaları tarafından yararlanmaya olanak sağlayacak dış ortama iletişmiş bir diğer anlatımla umuma taşınmış olması gerekir(30).

    Madde 14 f.1’den açıkça anlaşılacağı üzere eser sahibi, eserini kamuya sunup sunmayacağına, yayınlanma zamanına ve ne şekilde yayınlanacağını münhasıran kendisi karar vermelidir.

    Umuma arz eserin kamuya sunulması, yayınlanması diğer bir ifade ile aleniyete kavuşturulması ile gerçekleşir267. Başka bir ifade ile eserin sahibi tarafından ve onun rızası ve onayı ile üçüncü kişilerin ve toplumun bilgisine sunulması, umuma arzdır(31).

    Umuma arz edilmekle eser, eser sahibinin özel alanından çıkarak toplum tarafından görünür ve algılanabilir hale gelir. Öztan, eserin umuma arzının eserin kültürel iletişim ağına dâhil olması anlamı taşıdığını ifade etmiştir(32). Umum kelimesinin nasıl değerlendirilmesi gerektiği, bu hakkın doğumu bakımından oldukça önemlidir. Tekinalp’e göre umum dar yorumlanmalıdır ve umuma sunulma eylemi zamanı, nasıl ve ne şekilde eserin sunulacağını ve sunulacak kişiyi seçme yetkilerini de barındırır(33). Umumu(34) oluşturan kişiler eser sahibinin aile ve yakınları dışındaki kişilerdir. Eser sahibinin ailesine, yakın dostlarına veya öğrencilerine eseri açıklaması umuma arz teşkil etmeyecektir(35) çünkü bu kimseler özel çevre kapsamında değerlendirilirler.

    Amerikan Michigan Bölge Mahkemesi, Curtis v. Benson kararında mimar tarafından kütüphaneye bağışlanan mimari çizimlerin umuma arzının gerçekleşmediğini, kütüphanenin umumu karşılamadığını ve bu anlamda aleniyet kazanmayan mimari çizimler kullanılarak inşa edilen evlerin açıkça mimarın telif hakları bakımından ihlal sayılacağına karar vermiştir(36). Kütüphane özel bir kütüphanedir. Dolayısıyla kütüphaneden yararlananlar yalnızca kütüphane üyeleri olacaktır. Kanaatimizce, kütüphane halka açık bir kütüphane olsa idi, mimari çizimler bakımından umuma arz gerçekleşmiş olacaktı.

    Bir fikri ürünün umuma arz edilmiş olması için tamamlanmış olması gerekir. Tamamlanmamış bir eser bu anlamıyla hala eser sahibinin hususiyeti kapsamında düşünülmelidir(37). Umuma arz ile alenileşme arasında önemli bir fark eser sahibinin iradedir. Kamuya sunma maddi bir eylemdir. Eser sahibinin rızası olsun olmasın kamuya sunma gerçekleşmiş sayılacaktır. Ancak eser sahibinin rızası dışındaki umuma arzlar eser sahibi aleyhine hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. Bir eserin alenileşmesi ise ancak eser sahibinin rızası ile mümkündür(38).

    Umuma arz eylemi ile eser sahibi, hususiyeti kapsamında fikri, ahlaki, bedii, ilmi, siyasi ve benzer alanlardaki görüşlerini de kamuya açıklanmış olacağından, eserin umuma arzı çok önemli olmakla birlikte manevi hak niteliğini de ortaya koymaktadır. Aynı zamanda eser kamuya sunularak ekonomik açıdan bir değer ifade etmeye de başlayacaktır.

    Umuma arz bir maddi fiil olduğundan alenileşme ancak bir kez mümkündür. Umuma arz hakkının ilk kullanımdan sonra tükenip tükenmediği Türk Hukuku bakımından tartışmalı bir konudur(39). Kanaatimizce eser sahibinin, eseri üzerindeki mutlak hâkimiyeti ve onun geleceğini tayin etme konusundaki yetkisi umuma arzı sağlayan hukuki fiil ile son bulacaktır. Önemle belirtmekte yarar vardır ki eserlere ilişkin bilgi verilmesi, eserlerin alenileşmesi anlamına gelmemektedir.

    Mimarlık eserleri bakımından alenileşme tartışmalı bir konudur. Kimi yazarlar(40) mimari yapıların alenileşmesinin eserin fiilen inşa edilmesi ile gerçekleşecek olduğunu ifade ederek; eser sahibi mimarın mimarlık projesinin inşası ile herkes tarafından görüleceğini bilmesi ve bu kapsamda mimarlık eserinin inşasına izin vermesinin umuma arz yetkisini de içinde barındırdığını ifade etmişlerdir. Bu nedenle, halka açık alanda inşası gerçekleşen mimarlık eserleri bakımından umuma arz yetkisinin tükendiği görüşü ifade edilmiştir. Kanaatimizce, mimarlık eserinin inşası ile umuma arz yetkisi bakımından iradenin aranmaması gerektiği ve hatta hakkın tükendiğine ilişkin değerlendirme, mimarın hakları bakımından hakkaniyetsiz bir sonuç doğuracaktır.

    Güzel sanat eseri niteliğindeki mimarlık eserleri bakımından umuma arz ifadesi aynı zamanda binanın kullanılması ve oturulmasına izin verilmesini anlamındadır(41). Common Law sistemine tabi ülkeler bakımından binanın inşası ile umuma arz gerçekleşip mimarlık eserleri koruma dışında kalmaktadır. Zira umuma arz hakkının konusunu oluşturan eserin tamamlanmış olması gerektiği kuralı kapsamında değerlendirildiğinde, inşa sırasında her ne kadar kamunun eserden haberdar olması söz konusu ise de, ortada bir alenileşme bulunmamaktadır. Örneğin, tamamen topluma kapalı bir biçimde inşa edilen bir mimarlık eseri mimarın belirlediği zaman ve şekilde kamuya sunulabilmelidir.

    Genellikle mimar ve arsa sahibi arasında imzalanan bir eser sözleşmesi ile mimar mimari plan ve projeleri hazırlayarak; mimarlık eserinin inşasını gerçekleştirir. Mimarın sözleşme kapsamında manevi haklarını kullanma yetkisini devretmediği durumlarda, mimarlık eserleri bakımından umuma arz yetkisinin münhasıran mimara ait olduğu kanısındayız.

    Eserin kamuya sunulmasına mimar karar verecektir. Bu durumda inşaatı bitmiş bir yapının kullanıma açılmasına da mimar karar verecektir. Şayet mimar, meydana gelen yapının kendi tasarımına, fen ve sanat kurallarına uygun olmadığına karar verirse yapının umuma arzını engelleyebilecektir. Uygulamada mimarın izni ile iskân ruhsatı alınmaktadır. Bu nedenle mimar tüm süreçte inşaatı denetleme hakkına sahiptir(42).


    FSEK m. 14 f.3 kapsamında mimar, manevi haklarını kullanma yetkisini devretmiş dahi olsa şeref ve itibarını zedeleyecek mahiyetteki umuma arzları engelleme hakkına sahiptir. Dolayısıyla zımni bir iradenin varlığına veya hakkın tükendiğine ilişkin bir ön kabul mimarın kendi eserinin kamu ile ne şekilde, ne zaman buluşacağına ilişkin karar verme yetkisini elinden almakta ve manevi hak niteliğine zarar vermektedir.

    İlim ve edebiyat eseri mimarlık eserlerinin umuma arzı yetkisi bakımından diğer eserden türlerinden herhangi bir farkı bulunmamaktadır. De Silva Constr. V. Herrald(43) kararında, aleniyete çıkmamış bir projenin imar müdürlüğüne sunulmuş olması projenin aleniyet kazanması olarak yorumlanırken; İsviçre Hukuku bakımından yapı ruhsatı talebi ile bir mimari projenin belediyeye sunulması bir alenileşme teşkil etmemektedir(44).

    Yargıtay sipariş üzerine çizilen eser vasfındaki mimari projenin yalnızca bir bina için çizildiğini ve bu kapsamda mimarlık eserinin inşa edildiğini, proje çiziminin aynı şirkete ait ek binalar için de mimarın iznini almadan yeniden inşasının umuma arz yetkisinin ihlali teşkil ettiğini karara bağlamıştır(45).

  2. Eser sahibi Olarak Adın Belirtilmesini İsteme Hakkı

    Adın belirtilmesi hakkı olarak da anılan bu hak, eser sahibinin, sahibi olduğu eser üzerindeki organik bağını ortaya koyması gerekliliğinden doğan bir haktır. Bern Sözleşmesi 6(bis) (1)(46)’de ve birçok Avrupa ülkesinde aynı kapsamla düzenlenen bu hak(47) FSEK m.15’de aşağıda şekilde düzenlenmiştir.

    “Eseri, sahibinin adı veya müstear adı ile yahut adsız olarak, umuma arz etme veya yayımlama hususunda karar vermek salahiyeti münhasıran eser sahibine aittir.

    Bir güzel sanat eserinden çoğaltma ile elde edilen kopyalarla bir işlenmenin aslı veya çoğaltılmış nüshaları üzerinde asıl eser sahibinin ad veya alametinin, kararlaştırılan veya adet olan şekilde belirtilmesi ve vücuda getirilen eserin bir kopya veya işlenme olduğunun açıkça gösterilmesi şarttır. Bir eserin kimin tarafından vücuda getirildiği ihtilaflı ise yahut her hangi bir kimse eserin sahibi olduğunu iddia etmekte ise, hakiki sahibi, hakkının tespitini mahkemeden isteyebilir.

    (Ek: 7/6/1995 - 4110/6 md.) Eser niteliğindeki mimari yapılarda, yazılı istem üzerine eserin görülen bir yerine eser sahibinin uygun göreceği malzeme ile silinmeyecek biçimde eser sahibinin adı yazılır.”

    Öğretide “Adının Belirtilmesi Salahiyeti” tanımının hakkın kapsamı ve sağladığı imkânlar bakımından eksik bir başlık olduğu ileri sürülmüştür(48). Öğretide tartışmalı olan bu kenar başlığı yerine hakkın kapsam ve niteliğine uygun olarak “eser sahibi olarak adın belirtilmesini isteme hakkı” başlığının yerinde olduğu kanaatindeyiz.

    Eser sahipliği tanımının bir gerekliliği ve “doğrudan eserle eseri sahibi arasındaki bağı kuran” bu manevi hak, kişinin, hususiyetle; zihninden algısından özgün olan yaratıcı somut ifadesinden oluşan eserin kime ait olduğunu ispata yarar önemli bir manevi haktır.

    FSEK kapsamında eser sahipliği karinesi(49) uyarınca eser üzerinde kimin ismi varsa aksi ispat oluncaya kadar o kişi eser sahibidir. Eser üzerinde eserin kim tarafından vücuda getirildiği ifade edilmelidir. Madde metnine bakıldığında, eser sahibinin isminin eserde yer alıp almamasına ilişkin karar verme hakkı vardır.

    Eser sahibi, eserini umuma arz ederken gerçek adıyla sunabileceği gibi müstear bir adla da sunulabilir. Kanun müstear ada açıkça izin vermiştir. Adın belirtilmesini isteme hakkı, umuma arz ile yakından ilgilidir. İlk meydana gelen eserin çoğaltılmış nüshaları bakımından da bu kural geçerlidir. Manevi hakların temel perspektifini oluşturan sürekliliğidir.

    Eser, sahibinin hususiyeti sonucu oluşmaktadır. Hususiyetin kimin aklına, algısına, yaratıcılık ve özgünlüğüne ait olduğunun belirtilmesi kanaatimizce eser sahibinin kişiliğinin dış dünyadaki bir temsili olmasının da sonucudur(50).

    Eserin kimin tarafından vücuda getirildiği eser sahipliği sıfatının doğumu bakımından önemlidir. Eser sahipliği, eser üzerinde tasarrufun da sınırlarını belirlemektedir. Eser sahipliğini ispatlamak adına eser sahibi tespit davası açabilmektedir.

    Adın belirtilmesini isteme hakkının ihlali davaları hukuki gerekçesini FSEK m. 15’de bulur. Örneğin bir mimarın projesinin başka bir mimarın adıyla yayınlanması, birçok tür hak ihlalinin fiilini oluşturur. Bunlardan ilki de manevi hak ihlali niteliğinde olan adın belirtilmesini isteme hakkıdır. Adın belirtilmesi hakkı, tüm eser kategorileri için geçerli bir hak olup tüm mimarlık eserleri için uygulama alanı bulacaktır.

    Yargıtay, “Antik Site Kent” kararında(51), başkasının adı ile projenin yayınlanmasını özellikle adın belirtilmesi hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. 1995 yılında 4110 sayılı Kanunla 15. maddeye eklenen f.4 mimarlık eserleri bakımından özel bir düzenleme getirmiştir; işbu hükme göre eser niteliğindeki mimari yapılarda, yazılı istem üzerine eserin görülen bir yerine eser sahibinin uygun göreceği malzeme ile silinmeyecek biçimde eser sahibinin adı yazılır. Bu düzenleme zaten FSEK kapsamında zaruri olan adın belirtilmesi gerekliliğini, mimarlık eserleri bakımından da getirmiştir.

    Ancak FSEK m.15 f.4 tüm güzel sanat eserleri bakımından geçerlidir. Öğretide mimarın adının esere yazılmasının ancak eser tamamlanıncaya kadar geçerli olacağına dair görüş öne sürülmüştür(52). Ancak kanaatimizce, böyle bir sınırlama mümkün değildir. Eser mevcudiyetini sürdürdüğü sürece, eser sahibi her aşamada bu talepte bulunabilmelidir. Eser sahibinin eseri ile arasındaki manevi bağın sürekliliği düşünüldüğünde, böyle bir sınırlamamın mümkün olmadığı görüşünüzdeyiz(53).

    Suluk/Orhan’da bu görüşü benimsemelerine rağmen somut olayda hak sahibinin sessiz kalması halinde hakkın sonradan ileri sürülmesinin TMK.2’ye göre aykırı olacağını ileri sürmüşlerdir(54). Manevi haklardan feragat edilemediği dikkate alındığında, mimarın önce adın belirtilmesini talep etme hakkının negatif yönü kapsamında adını kullanmaması ancak daha sonra bu hakkın pozitif yönü üzerinden adın belirtilmesini talep hakkı olması gerektiği görüşündeyiz. Mimarlık eserleri bakımından adın belirtilmesi hakkının negatif yönü, mimarın adının kaldırılmasını isteme hakkı uygulamada genellikle eserde yapılan değişiklikler sonucu mimar özgün eserdeki değişikliğin kendisi tarafından yapılmadığının tanıtılması ve adının kaldırılmasını talep etmesi ile kendisini gösterir.

    Mimari projeye ilişkin bir uyuşmazlıkta Yargıtay, mimari plan ve projelerin mimarının, tüm görsel ve işitsel yayınlarda “proje çizici” olarak anılmasını adın belirtilmesini hakkının ihlali olarak yorumlamıştır(55). Bu hak yalnızca mimarlık eserinin üzerinde yer alması anlamını taşımamaktadır. İşbu davada olduğu gibi görsel ve işitsel yayınlar bakımından da bu hakkın kullanımı mümkündür. Alman Fedaral Mahkemesi, mimarlık eserleri açısından verdiği bir kararda; şehir kütüphanesinin üstüne asılacak 35’e 70 cm’lik bir plakada adına yer verilmesini talep etmiş, Belediye mimarın adının bina üzerine yazılmasının sektörel bir pratik olmadığını ileri sürmüştür. Mahkeme, adın belirtilmesi hakkının tüm eser sahipleri bakımından geçerli olduğundan bahisle, inşaat sektörü bakımından mimarların adının yazılmasını önleyen bir teamül olmadığını karara bağlamıştır(56).

    Mimari projeler ve mimari maketler bakımından ise hakkın negatif yönünün bu eser türünde görülmesi mümkün değildir. Zira mimari yapının inşa edilebilmesi için mimarlık projelerinin ilgili kamu otoritelerine sunulması gerektiğinden, mimarın mesleki ehliyeti sorgulamasının yapılabilmesi için ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki mimari proje ve maketler bakımından adın belirtilmemesini talep hakkı uygulanmaktadır(57). Eserde adın haksız kullanılması ise, fikir ve sanat eserleri hukukunun değil, kişilik haklarına ilişkin Türk Medeni Kanunu’nun konusu oluşturmaktadır.

  3. Eserde Değişiklik Yapılmasını Menetmek

    FSEK madde 16 ise eserde değişiklik yapılmasını men etme hakkının aşağıdaki şekilde düzenlemiştir:

    “Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz.

    Kanunun veya eser sahibinin müsaadesiyle bir eseri işleyen, umuma arz eden, çoğaltan, yayımlayan, temsil eden veya başka bir suretle yayan kimse; işleme, çoğaltma, temsil veya yayım tekniği icabı zaruri görülen değiştirmeleri eser sahibinin hususi bir izni olmaksızın da yapabilir.

    (Değişik: 21/2/2001 - 4630/9 md.) Eser sahibi kayıtsız ve şartsız olarak yazılı izin vermiş̧ olsa bile şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri menedebilir. Menetme yetkisinden bu hususta sözleşme yapılmış̧ olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür.”

    Eserde değişiklik yapılmasını men etme hakkı, Bern Sözleşmesi’nde FSEK’e kıyasla çok daha geniş düzenlenmiştir. Bern Sözleşmesi Mükerrer 6. maddesinde bu hak, “Eser sahibinin mali haklarından bağımsız olarak ve bu hakların devrinden sonra dahi eser sahibi eser üzerindeki sahipliğini ileri sürerek eserinde yapılacak her türlü tahrifatı, bozulma, diğer değişikliklere, onur ve şöhretine zarar verebilecek her türlü küçük düşürücü fiillere itiraz etme hakkına sahip olacaktır. Eser sahibine tanınan haklar, kendisinin ölümünden sonra en az mali hakların ortadan kalkmasına kadar devam eder.” şeklindedir. FSEK ve Bern sözleşmesi arasındaki bu çelişki, imzalanmış uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde olduğundan Bern sözleşmesindeki hükmün esas alınması ile giderilecektir.

    Eser, eser sahibinin ismi dâhil olmak üzere bir bütündür. Sahibinin hususiyeti eserin sadece bütününde değil, her bölümünde, parçasında, ayrıntısında kendini gösterir(58). Bu yanıyla eserin kimliğini belirleyen kısımlarda, özelliği ve öznelliğini etkileyecek herhangi bir değişiklik eserin hususiyetine zarar verebilir. Eserde değişikliği men hakkı, üç bend olarak düzenlenmiştir.

    FSEK m.16 f.1, eser sahibinin izni olmadıkça hem eserde hem de eser sahibinin adında ekleme ve değiştirmeleri yasaklamıştır. Eser sahibinin eseri ile bağını ortaya koyduğu ismi, FSEK m.16 f.1 kapsamında bir kez daha tekrarlanmıştır. FSEK m.16 ile eserle sahibi arasındaki aidiyet ilişkisi korunarak, izinsiz değişikliklerin eser sahibinin hususiyetine vereceği zarar dikkate alınarak yasak getirilmiştir(59).

    Ekleme, esere dâhil olmayan unsurları ilave etme; kısaltma eserin içerisindeki unsurların eserden çıkarılması, değişiklik anlaşılması gereken ise eserin mevcut şekil ve muhtevasında az veya çok değiştirilmesidir(60). FSEK m.16 f.3 ise, eser ile sahibi arasındaki itibar ve şeref ilişkisini kabul ederek, eser sahibi tarafından yazılı izin verilmiş olsa dahi eser sahibine bu değişiklikleri engelleme hakkı tanımıştır. Manevi haklar, eser sahibine eser bağlamında kişiliğini koruması için tanınmıştır(61). Tüm manevi haklar bakımından somut olaya göre şeref ve itibari zedeleyici her eylem engellenebilecektir.

    Eser sahibinin eserde değişikliğe izin vermesi veya vermemesi, eser sahibinin gerekçe bildirmeksizin, herhangi bir sorgulamaya tabi olmayan, kayıtsız şartsız bir niteliğe sahiptir. Ancak FSEK m.16 f.2 bazı değişiklikler bakımından eser sahibinin iznini aramamıştır. Kanunun veya eser sahibinin müsaadesiyle bir eseri işleyen, umuma arz eden, çoğaltan, yayımlayan, temsil eden veya başka bir suretle yayan kimse; işleme, çoğaltma, temsil veya yayım tekniği icabı zaruri görülen değiştirmeleri eser sahibinin hususi bir izni olmaksızın da yapılabilecektir. Mimari planın araziye veya inşaat müsaadesine(62). uydurulması bu maddeye bir örnektir.

    Eserle ilgili mali hak edinenler (FSEK m.48, 52), FSEK m.16 f.2 maddesinde yazılı istisnai hal dışında eserde değişiklik yapabilme hakkını da edinmiş olmazlar. Örneğin yayımcı, eseri hiçbir kısaltma, ekleme ve değişiklik yapmaksızın yayınlamak zorundadır. Aynı biçimde FSEK 10/IV, 18/II ve 818 sayılı BK’nın 385. maddesi hükümleri uyarınca mali hakların kullanım yetkisini yasa gereği yahut 6098 sayılı TBK’nın 501. maddesi gereğince eserle ilgili mali hakları sözleşme icabı edinmiş olanlar da eserde değişikli yapabilme hakkına sahip değillerdir(63).

    FSEK m.16 bağlamında değişiklikten ne anlaşılması gerektiği önemlidir. Değişiklik, kural olarak bozma olarak algılanmaktadır(64). Yargıtay, bir şarkının usulüne uygun olmayan bir tarzda okunmasını eserde değişiklik olarak kabul etmiştir(65). Değişikliğin niteliği, boyutu ve kapsamı bu madde bakımından özellikle mimarlık eserleri bakımından kritik öneme sahiptir. Değişikliğin olumlu veya olumsuz olması değişiklik yapılamayacağı kuralına istisna oluşturmamaktadır(66). Değişikliğe ilişkin takdir yetkisi sadece eser sahibine aittir. Değişikliğin yapan tarafından olumlu kabul edilmesi, eserin hususiyeti ve eser sahibinin bakış açısı bakımından olumlu nitelikte olmayabilir.

    Doktrinde bir takım yazarlar eserde değişiklik gerçekleştirilmesine karşı eser sahibinin önleme ve engelleme yetkisi bakımından üç kademeli bir test uygulanmasını önermişlerdir. Karahan/Suluk/Saraç/Nal(67), “Objektif olarak bakıldığından esere doğrudan veya dolaylı bir müdahale var mıdır? Başka bir ifade ile eser bozulmuş yahut zarara uğratılmış mıdır? Bu müdahale eser sahibinin saygınlığını zedelemekte yahut eserin bütünlük ve hususiyetine zarar vermekte midir? Bu meyanda eser sahibinin manevi menfaatlerine zarar vermiş midir? Üçüncü şahısların (örneğin eserle ilgili çoğaltma ve yayma hakkı yahut temsil hakkını kullanan mali hak sahiplerinin) aynı konuya ilişkin menfaatleri ile eser sahibinin çıkarlarının karşılaştırılmasında eser sahibinin çıkarı diğerinden üstün tutulmalı mıdır? Eğer eser sahibinin çıkarının üstün tutulması gerekiyorsa, eser sahibinin değişikliği önleme hakkı bulunduğu kabul edilmeli; aksi halde değişikliğe müdahale edilememelidir.” biçimde ifade etmişlerdir.

    Kimi yazarlar ise kanunun eserde değişiklik yapılmasını önleme hususundaki yetkiyi iki açıdan ele aldığını ileri sürmüşlerdir. Eserde yapılan değişikliklerin sahibinin şeref ve itibarını zedeleyebileceği veya eserin mahiyet ve hususiyetini bozabileceği; bu bakımdan korunmak istenilenin eser sahibinin kişilik hakkı değil, onunla eseri arasındaki kişisel ve manevi ilişki olduğu ifade ederek eserde bu ilişkiyi bozacak nitelikte ve yoğunlukta olmayan değişikliklerin yapabileceğini”(68) savunmaktadırlar.

    Eserin tahrip ve yok edilmesi, ancak eser sahibi tarafından mümkündür. Eser sahibi dışındaki üçüncü kişilerin eseri imha ve tahrip hakkı yoktur. FSEK, m.17. f.2 “Eser sahibinin zilyet ve malike karşı hakları” başlıklı manevi hakkında “Aslın malikinin eseri bozamaz, yok edemez ve eser sahibinin haklarına zarar veremez” ifadeleri ile yasağı açıkça hükme bağlamıştır. Ancak Yargıtay eserin izinsiz imhasını FSEK m.16’nın ihlali olarak tanımlamıştır(69).

    FSEK m.16 f.1’den anlaşıldığı üzere eser sahibinin izni olduğu takdirde, eser sahibinin şeref ve itibarını zedelemeyecek şekilde ve en önemlisi izin kapsamında değişiklik yapılabilir. İznin kapsamının aşılması, yine ihlal niteliği taşıyacaktır. FSEK m.16’ya bakıldığında eserde yapılacak değişikliklerin bir kısmı gerekli, bir kısmı keyfi olabilir, bu kapsamda uygulanacak sonuçlar farklı olacaktır. Eser sahibinin, eserinin tamamen ilgili manevi ve şahsi menfaatlerine müdahalelere karşı korumaya yönelik hükümleri, somut olay dikkate alınarak bir yukarıda belirlenen sorular çerçevesinde değerlendirmek yerinde olacaktır.

    Mimarlık eserleri bakımından eserde değişiklik yapılmasını önleme hakkı özellik arz etmektedir. Mimarlık eserleri diğer güzel sanat eserlerinden ayıran en önemli özellik fonksiyonel olmasıdır. Öte yandan mimarlık eseri üzerinde fikri haklardan daha geniş kapsamlı olan mülkiyet hakkı da bulunmamaktadır. Bu anlamda mimarın, eser sahibi olarak haiz olduğu haklar ile bina sahibinin özel hukuktan doğan hak ve yetkileri ve ayrıca kamu hukukundan doğan imar düzeni ait mülkiyet sınırlamalarını dengede tutması zaruridir(70). Bu nedenle eserde değişikliği men etme hakkı diğer eser türleri ile kıyaslandığında daha geniş yorumlanmaktadır.

    Fikri hukukta eser sahibi olarak mimara tanınan koruma, mimarı malikin keyfi tasarruflarına karşı korumaktadır. Ancak bu özel alan malik ile mimar arasında hakların çatışması sonucunu doğurduğundan menfaatlerin dengelenmesi de zaruridir. Mimarın öngördüğünden başka bir sıvanın kullanılması, pencerelerin planda gösterilenden farklı şekillendirilmesi, ya da bina üzerine reklam alınması eserin kimliğini zedeleyici, esere doğrudan müdahale şekilleri olabilir.

    Mimarlık eserleri bakımından FSEK madde 16 oldukça önemlidir. Uygulamada mimar ile bina sahibi, arsa sahibi arasında çıkan çatışmaların kaynağında daha çok FSEK madde 16 bulunmaktadır. Öztan bu çatışmayı, “mimar eserdeki bütün değiştirmeleri, özellikle de, eserin dış görünüşüyle mümkün olduğunca da eserin yakın çevresiyle ilgili değişiklikleri engellemek ister. Buna karşılık eserin maliki mamelekindeki yapıdan mümkün olduğundan fonksiyonel bir şekilde yararlanmayı arzular; yağdığında akan düz çatıdan rahatsız olan, mimar değil odur; baştan aşağı cam kaplı cephenin iç tarafındaki bürolarda husule gelen dayanılmayacak sıcaklık, onun çalışmalarını aksatır(71).” örnekleri ile somutlamıştır.

    Mimarlık eserleri işlevsellikleri nedeni ile çeşitli amaçlar çerçevesinde kullanılan, bu anlamıyla yaşayan yapılardır. Dolayısıyla, zaman içerisinde veya amaçsal nedenlerle değişikliklere maruz kalmaktadırlar. Mimarlık eserlerinde haklı nedenlerle eser sahibinin iznine ihtiyaç duyulmadan değişiklik yapılabileceği kabul edilmektedir(72).

    Yargıtay, 11. HD. 06.07.1998 tarihli 3202/5147 tarihli kararında, bir mimarlık eserinde yapılan değişiklik ile ilgili ilkesel bir görüş açıklamış ve daha sonraki içtihatları ile bu kararını kökleştirmiştir. “Eski halin iadesi mümkünse ve değişikliğin izalesi ammenin ve malikin menfaatlerini esaslı surette haleldar etmiyorsa eski hale getirilir, aksi halde eser sahibini özgün eserdeki değişikliğin kendisi tarafından tanıtılmasını veya eserden kaldırılmasını isteyebilir. Kanun değişikliklerin tam olarak kaldırılmasını şarta bağlamıştır. Bunlardan biri, yani eski hale iadesinin mümkün olması eşyanın tabiatından doğmaktadır. Kanunun ve malikin menfaatleri eski hale getirilmesi halinde esaslı surette zarara uğrayacaksa, değişikliğin kaldırılması, yani eski hale getirilmesi haklı görülemez(73).”

    Mimarlık eserinde yapılacak değişiklikler sahibinin o eser nedeniyle edindiği olumlu referansların zarara uğramasına neden olabilir(74). Ancak FSEK m.16’nın uygulama alanı ve eserin bütünlüğünün korunması güzel sanat eserlerinde olduğu gibi mimarlık eserlerinde fonksiyonellik özelliği gereği geniş değildir. Yapı sahibinin talepleri, zevkleri, ihtiyaçları mimar için belirleyici olurken, yapının çevre, iklim, genel imar planları, sosyal ve doğal koşullara uyması gerekir. Mimari yapıların amacı kullanım olduğunda, diğer sanat eserlerinden farklı olarak yapının şekillenmesinde fonksiyonelliği ön plandadır. Ayiter’in de ifade ettiği gibi mimari, bir sanat olduğu kadar tekniktir(75).

    Dolayısıyla FSEK m.16 kapsamında mimarın haklarını kullanması, yapı sahibinin menfaatleri ile dengelenmelidir. Bu denge, mimarın manevi hakkını kullanmasının kapsamını belirlemektedir. Hem, iki ayrı eser türünün koşulları dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Projede değişiklik iddiasına dayanan talepler uygulamada genellikle yapının imalatı veya sonraki aşamalarında, yapı üzerinde değişiklikler ve/veya bu amaçla bir tadilat projesi hazırlanması bağlamında gündeme gelmektedir(76).

    İlim ve Edebiyat eseri mimarlık eserlerinde yapılan bir değişiklik ise 3194 sayılı İmar Kanunu’nda öngörülen koşullarda mümkündür. Ruhsat alınmış yapılarda herhangi bir değişiklik yapılması da yeniden ruhsat alınmasına bağlıdır(77). Yapı ruhsatı alabilmenin koşullarını düzenleyen İmar Kanunu m.22 yapının “mimari projesinin” bulunmasına yer verir; bu bağlamda projede yapılacak değişiklikler her durumda izne tabi olacaktır.

    Mimari projeye aykırı olarak yapılmış ya da sonradan mimari projeyle uygun olmayan değişiklikler gerçekleştirilmişse, mimari proje sahibi, eser sahipliği yalnızca projeden kaynaklandığından, yapı üzerindeki değişikliklere müdahale edemez. Mimari projeler ilim ve edebiyat eseri olduklarından, hakkın uygulama alanı da değişmektedir(78).

    Mimarlık eserlerin özelliği gereği maruz kaldığı sınırlamalar yalnızca Türk hukukunda değil, Fransa ve Almanya hukukları açısından da böyledir. Fransız mahkemesi mimar eserlere ilişkin bir kararında, bina maliki tarafından mimarlık eserinde yapılan değişiklikteki meşru menfaatin tespit edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. “Bina malikinin değişikliği yapma zorunluluğu, değişikliklerin niteliği ve gerekliliği hâkim tarafından
    incelenerek karara bağlanacaktır(79).

    Alman hukuku, Fransız hukukuna kıyasla malikin haklarını daha ön planda tutmaktadır. “Eserin üstünde cisimleştiği şeyi tamamen yok etmek eylemiyle ne eserdeki sanatsal hususiyet ne de eser sahibinin manevi hakkına zarar verir” ifadeleri ile malikin mülkiyet hakkı kapsamında eşyayı tamamen yok etme hakkına halel gelmeyeceği vurgulanmıştır(80).

    İsviçre Federal Mahkemesi ise kararlarında mimarın eser sahibi olarak değişikliğe itiraz etmesindeki menfaatiyle bina malikinin gereği gibi yararlanma hakkının dengelenmesi gerektiğini gözetmiştir(81). İngiliz ve Amerikan hukuklarında ise eserin bütünlüğünün korunması hakkı mimarlık eserleri bakımından uygulama alanı bulmamaktadır.

    Mimarlık eserleri gibi belirli bir amaç için meydana getirilen eserlere karşı eser sahibinin itiraz hakkı bulunmamaktadır. İngiltere CDPA m.80, eser sahibinin şeref ve itibarı üzerinden bir sınır çizmekte; ancak eser üzerinde mimarın adı üzerinden olumlu bir referans gündeme geliyorsa eserin kötüleşmesine karşı çıkma hakkı tanımaktadır. Amerikan Hukuku’nda ise mimarlık eserleri bakımından telif hakkı gündeme gelmediğinden, FSEK m.16 benzeri bir manevi hak uygulama alanı bulmamaktadır.

  4. Eser sahibinin Zilyed ve Malike Karşı Hakları

    Eser sahibinin, eserin aslını elinde bulunduran, eserin malikine ve zilyedine karşı ileri sürebileceği bazı haklar FSEK m.17’de aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:

    “(Değişik birinci fıkra: 21/2/2001 - 4630/10 md.) Eser sahibi, gerekli durumlarda, aslın maliki ve zilyedinden, koruma şartlarını yerine getirmek kaydıyla, 4.maddenin 1. ve 2. bentlerinde sayılan güzel sanat eserlerinin ve 2. maddenin 1 inci bendinde ve 3. maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış̧ eserlerinin asıllarından geçici bir süre için yararlanmayı talep etme hakkına sahiptir. Eser sahibinin bu hakkı, bu eserlerin ticaretini yapanlar tarafından eseri satın alan veya elde eden kişilere müzayede ve satış̧ kataloğu veya ilgili belgeler ile açıklanır.

    (Değişik: 7/6/1995 - 4110/7 md.) Aslın maliki, eser sahibi ile yapmış̧ olduğu sözleşme startlarına göre eser üzerinde tasarruf edebilir. Ancak eseri bozamaz ve yok edemez ve eser sahibinin haklarına zarar veremez.

    (Ek: 7/6/1995 - 4110/7 md.) Eserin tek ve özgün olması durumunda eser sahibi, kendisine ait tüm dönemleri kapsayan çalışma ve sergilerde kullanmak amacıyla, koruma şartlarını yerine getirerek iade edilmek üzere eseri isteyebilir.”

    Bu hak doktrinde “eser aslına ulaşma” hakları diye de anılır(82). Bu hak kapsamında üç husus düzenlenmiştir. Bunlar, eser sahibinin eserine ulaşma hakkı (m.17 f.1); orijinal eser aslının yok edilmesi, bozulması ve eser sahibinin haklarına zarar verme yasağı (m.17 f.2); eser sahibinin eserini çalışma ve sergilerde kullanmak üzere geçici olarak kendisine verilmesini talep (m.17 f.2) hususlarıdır.

    Bu madde ile eserin tecessüm ettiği maddi malın zilyetliği aynı kişi üzerinde olmadığı durumda, ortaya çıkabilecek çatışma alanları bertaraf edilmeye çalışılmıştır. Eser sahibinin eseri ile kurduğu manevi bağ dikkate alınarak kapsamı belirlenen FSEK m.17 yukarıda belirtilen talepleri mümkün kılmaktadır(83).

    Eserin tecessüm ettiği mal, eşya hukukunun konusunu oluştururken; eser üzerindeki fikri haklar fikir ve sanat eserleri hukukunun konusunu oluşturmaktadır. Eser sahibinin eserine ulaşma hakkı, eşya hukukunun mülkiyet ve zilyetlikle ilgili katı kurallarına bir delik açmakta ve eser sahibine veya hakları iktisap edene, eserin aslına ve çoğaltmayla elde edilmiş nüshasına ulaşabilmek imkânı vermektedir. Bir tablonun tuvalinin mülkiyeti farklı, tuval üzerindeki güzel sanat eseri niteliğindeki resmin fikri mülkiyeti ayrı değerlendirilmelidir.

    Mimarlık projelerinin şekillendiği kâğıt ve mürekkep çok düşük maliyetli malzemeler olduğundan, genellikle mimarlık projesinin sahibi eserin şekillendiği malzemenin de sahibi olabilir. Mimari maketlerin malzemeleri daha pahalı olabileceğinden, mimari maket aslını elinde bulunduran ile eser sahibi farklı kişiler olabilir. Güzel sanat eseri mimarlık eseri binalar ise, tüm malzemeler istisna durumlar hariç yapı sahibinindir.

    İlim ve edebiyat eseri mimarlık eserleri, m.17 f.1’de sayılmadığından mimar, eserin zilyedi veya malikinden geçici olarak yararlanmayı talep edemez. M.17 f.3’ün uygulama alanı bulması için tek ve özgün olma ve iade edilmesi iki şartları aranır. Bu şartları sağlayan mimari proje ve maketler bakımından m.17 f.3 uygulama alanı bulacaktır. Öztan, eser sahibinin eseri temininin kolay olduğu durumlarda eser aslının talep edemeyeceğini ifade etmiştir(84).

    Mimarlık eserleri, madde hükmünde sayılmadığından m.17 f.1 uygulama alanı bulamayacaktır. Güzel sanat eserleri niteliğindeki mimarlık eserleri, tek ve özgün olsalar da, yapı olmaları nedeni ile hükmün koşullarını nasıl sağlayacakları oldukça belirsizdir. Hükmün amacı düşünüldüğünde mimarın eser aslına ulaşması, mimarlık eserinin sınırlı bir süre içinde görülmesi ve bu esnada yapının teknik ve sanatsal özelliklerinin incelenmesi, anlatılması veya fotoğraflanmasıyla sağlanabilir(85).

    Doktrinde FSEK m.17 f.1’de olduğu gibi f.3’ün de mimarlık eserleri bakımından uygulama alanı bulamayacağı ifade edilmiştir. Hüküm esere erişim hakkının kullanılabilmesi için eserin müellif tarafından alınabilir, sergilenebilir, kullanılabilir, yani asgari şart olarak taşınabilir olması gerektiğini ifade ettiğinden Erel, FSEK m.17 düzenlenmesinin yalnızca f.1’de sayılan eserler bakımından geçerli olduğunu ileri sürmüştür(86).

    FSEK m.17 f.3’deki “sergilerde kullanmak amacıyla” ifadesi, mimarlık eserlerinin yapı olmaları ve taşınmaz olmaları nedeni ile teknik şartı karşılamıyor gibi gözükse de, sergilerde kullanmak ifadesini, mimarlık eserleri yönünden, yerinde sergileme; mimarlık eserinin yerinde ziyaret edilmesi olarak anlamak mümkündür(87). Burada mimar ile yapı sahibine en uygun koşullar belirlenmelidir. Mimar ve varsa beraberindekiler, f.17 b.3’de yer alan koruma şartlarını da yerine getirmek zorundadırlar.

    Eserin orijinaline ulaşma hakkı, zilyetlikten farklı olarak yalnızca ziyaret ile talep edileceğinden; koruma şartlarını geniş yorumlamak gerekir. Yapıya zarar vermemek, yapıda sürdürülen iskân veya ticari faaliyeti engellememek, eseri incelerken yapı ve malzemelere zarar vermemek m.17 f.3 kapsamında koruma şartlarına örnek oluşturabilir(88). Mimari yapıya ulaşma hakkı, yapıya estetik nitelik veren unsurla sınırlıdır. Yapıya güzel sanat eseri niteliği kazandıran ön cephe ise, mimar yapının içine giremez(89).

    FSEK m.17 f.2 “eseri bozamaz, yok edemez ve eser sahibinin haklarına zarar veremez.” lafzı ile aslın malikinin eser üzerindeki tasarruf hakkı kısıtlanmıştır. FSEK m.17 f.2 tahrip yasağı olarak da anılmaktadır.

    Mimarlık eserleri FSEK m.17(90) ancak f.2 bağlamında uygulama alanı bulacaktır. Ancak bu uygulama alanı da mimarlık eserlerin özelliği nedeni ile oldukça dardır. Öyle ki, yapı maliki işlevini görmeyen bir yapıyı yıkmaya dahi yetkilidir(91).

    Doktrinde hükmün eserde değişiklik yapılmasını men etme hakkını düzenlendiği m.16 ile aynı kapsamda olan m.17 f.2’de bir tekrarlama olduğuna ilişkin görüşler mevcuttur. Kılıçoğlu, FSEK m.17 f.2’yi m.16’nın varlığı nedeni ile yersiz bir tekrar olarak değerlendirmiş(92), Erel ise FSEK m.17 f.2 hükmünün, FSEK 16’da belirtilen yetkinin özel bir uygulaması olduğuna işaret etmiştir(93). Dural, eserin değiştirilmesi, bozulması ve yok edilmesinin farklı anlamlara geldiğini ifade etmiştir(94).

    Eserin değiştirilmesinde eserin mevcudiyetini korunarak eserin mahiyet ve hususiyetinde değişiklik yapılmaktadır. Eserin bozulmasında ise madde üzerinde şekillenen fikri ürünün eser olarak nitelendirilmesini sağlayan unsurlarının geri dönülmez biçimde ortadan kaldırılması söz konusudur. Her iki madde kapsamında da eser sahibinin önleme yetkisi dikkate alındığında, bozmanın da bir nevi değişiklik sayılması mümkündür. Her üç eylemde eserin bütünlüğünün korunmasına ilişkindir(95).

Kaynakça


1 Hirsch, Fikri Say, s.73; Arslanlı, s.61; Ayiter, s.90; Erel, Fikir ve Sanat, s.86; Tekinalp, s.144; Şahin, Ayşenur, Fikri Hukukta Eser Sahibinin Mali Haklarının Korunması, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, s.65.
2 Öztan, 235.
3 Yavuz/Alıca/Merdivan, s.194.
4 Tekinalp, s.143.
5 FSEK m.18 “Mali hakları kullanma yetkisi münhasıran eser sahibine aittir. Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır. Bir eserin yapımcısı veya yayımcısı, ancak eserin sahibi ile yapacağı sözleşmeye göre mali hakları kullanabilir.”
6 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bakınız, Okutan Nilsson, Türk Fikir ve Sanat Eserleri Hukukunda Tüzel Kişinin Eser Sahipliği Sorunu, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan’a Armağan Cilt:1-2, İstanbul, 480.
7 FSEK m.9: Birden fazla kimselerin birlikte vücuda getirdikleri eserin kısımlara ayrılması mümkünse, bunlardan her biri vücuda getirdiği kısmın sahibi sayılır. Aksi kararlaştırılmış̧ olmadıkça, eseri birlikte vücuda getirenlerden her biri bütün eserin değiştirilmesi veya yayımlanması için diğerlerinin iştirakini isteyebilir. Diğer taraf muhik bir sebep olmaksızın iştirak etmezse, mahkemece müsaade verilebilir. Aynı hüküm mali hakların kullanılmasında da uygulanır.”
8 FSEK m.10“Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir. Birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır. Eser sahiplerinden biri, birlikte yapılacak bir muameleye muhik bir sebep olmaksızın müsaade etmezse, bu müsaade mahkemece verilebilir. Eser sahiplerinden her biri, birlik menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek başına hareket edebilir. Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez.”
9 Yavuz/Alıca/Merdivan, s.198.
10 FSEK Hakların Kullanılması Başlıklı m. 18: “Mali hakları kullanma yetkisi münhasıran eser sahibine aittir. Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve isçilerin islerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır.”
11 Bozgeyik, s.107.
12 Tekinalp, s.162; Öztan, s.280; Suluk/Orhan, s.321; Erel, s.135; Yavuz/Alıca/Merdivan, s.231.
13 FSEK Eser Sahibinin Hakları başlıklı m.13 “Fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin mali ve manevi menfaatleri bu kanun dairesinde himaye görür.”
14 “Uygulamada genellikle çoğul bir ifade tarzıyla, “eser sahibinin hakları”ndan söz edilmekle beraber, aslında eser sahibinin çeşitli yetkiler (Einzelne Befugnisse) şeklinde görülen tek ve inhisari bir hakkı vardır. Bu, sonuç itibariyle, malikinkine benzeyen bir durumdur. Mülkiyette olduğu gibi, fikir ve sanat eserleri hakkında da birçoksübjektif hak ve selahiyetlerde mevcuttur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu da, aslında, eser sahibinin manevi ve mali yetkilerini içeren tek bir hakkının olduğunun kabul edildiği Monist Teori esas alınarak hazırlanmıştır.” Bkz. Öztan, s.281.
15 Tosun, Yalçın; Medeni Hukuk, Sözleşme Hukuku ve Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku Açısından Manevi Haklar; OnikiLevha İstanbul, 2016, s.149; Bozgeyik s.108.
16 Bozgeyik, s.108.
17 Tosun, s. 84; Yavuz/Alıca/Merdivan s. 233;
18 FSEK asli iktisap başlıklı m. 48 “Eser sahibi veya mirasçıları kendilerine kanunen tanınan mali hakları süre, yer ve muhteva itibariyle mahdut veya gayrimahdut, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebilirler.” ifadesi ile manevi hakları dışarıda bırakmıştır.
19 Tekinalp, s.164; Kılıçoğlu s.263.
20 Tekinalp; s.164.
21 Arslanlı, s.79, Öztan s.282; Tekinalp s.16.
22 Ayiter, s.114; Erel; s.136; karşı görüş; Ayrıntılı bilgi için bakınız Tosun: s.260-269 “Kişilik hakkı, insan olmanın getirdiği eşit hak ve yetkiler yanında, hayat sürdükçe edinilen değerlerin korunmasını hedefler, içeriği çok geniştir ve değişkendir. Manevi haklar ise, eser sahibinin kişilik hakkı ile bağlantılı kurulabilecek unsurların ancak FSEK’te sayılan biçimleri açısından bir koruma getirmektedir. Bir diğer ifadeyle sınırlı sayıda düzenlenen manevi hakların neler olduğu ve kişiliğin eserle olan bağlantısının hangi durumlarda korunacağının belirtilmesindeki netlik olgusu manevi hakları; Türk Medeni Kanunu’ndaki kişilik hakkı düzenlemesindeki geniş çerçeve yaklaşımından uzaklaştırır.”
23 Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 234.
24 011.01.2011 kabül tarihli 04.02.2011 tarih 27836 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmış 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu.
25 Yarg. Hukuk Genel Kurulu’nun 02.04.2003 gün ve E. 2003/4-260, K.2003/271 (Yavuz/Alıcı/Merdivan s. 777).
26 FSEK m.19 “Hakları Kullanabilecek Kimseler” başlıklı 19. madde “Hakları kullanabilecek kimseler: Eser sahibi 14 ve 15 inci maddelerin birinci fıkralarıyla kendisine tanınan salahiyetlerin kullanılış tarzlarını tespit etmemişse yahut bu hususu her hangi bir kimseye bırakmamışsa bu salahiyetlerin ölümünden sonra kullanılması, vasiyeti tenfiz memuruna; bu tayin edilmemişse sırasıyla sağ kalan eşi ile çocuklarına ve mansup mirasçılarına, ana - babasına, kardeşlerine aittir. (Değişik: 21/2/2001-4630/12 md.) Eser sahibinin ölümünden sonra yukarıdaki fıkrada sayılan kimseler eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl kendi namlarına kullanabilirler. Eser sahibi veya birinci ve ikinci fıkralara göre salahiyetli olanlar, salahiyetlerini kullanmazlarsa; eser sahibinden veya halefinden mali bir hak iktisap eden kimse meşru bir menfaati bulunduğunu ispat şartiyle, eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları kendi namına kullanabilir. Salahiyetli kimseler birden fazla olup müdahale hususunda birleşemezlerse; mahkeme, eser sahibinin muhtemel arzusuna en uygun bir şekilde basit yargılama usulü ile ihtilafı halleder. (Değişik: 1/11/1983 - 2936/2 md.) 18 inci madde ile yukarıdaki fıkralarda sayılan salahiyetli kimselerden hiçbiri bulunmaz veya bulunup da salahiyetlerini kullanmazlarsa yahut ikinci fıkrada belirlenen süreler bitmişse, eser memleketin kültürü bakımından önemli görüldüğü takdirde, Kültür ve Turizm Bakanlığı 14, 15, 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında eser sahibine tanınan hakları kendi namına kullanabilir.”
27 Aksi görüş için bkz. Tosun, s.88 “Her ne kadar FSEK m.19/f.2 mirasçı ve sayılan diğer ilgililerin eser sahibine FSEK m.14, 15, 16’nin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl kendi namlarına kullanabilecekleri söylense de, sırf bu hükümden yola çıkarak manevi hakların Türk hukuk sisteminde süreye bağlandığı sonucunun çıkarılamayacağı fikrindeyim. FSEK m.19/f.5 bu görüşü destekler niteliktedir. İşbu hükümde FSEK m. 19/f.2’de kabul edilen 70 yıllık süre geçmiş olsa bile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın FSEK m.14, m.15 ve m.16’nın üçüncü fıkralarında eser sahibine tanınan hakları kendi namına kullanabilecekleri ifade edilmiştir. Ancak bu bir şarta bağlanmış ve söz konusu eserin memleketin kültürü bakımından önemli görülmesi gerektiği ifade edilmiştir.”
28 Dural, s.159; Bozgeyik s.135; Suluk, Cahit: “Mimarlık Eserlerinde Eser Sahibi ile Yapı Malikinin Menfaatlerinin Dengelenmesi”, Fikri Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi, Cilt. 12 Sayı, Ankara 2011/1; , “Mimari Tasarım ve Eserlerin Korunması”, İnşaat Sektöründe Mimari Haklar 11 Nisan 2014, Ankara 2015, s.37; Kılıçoğlu, Ahmet “Fikri Hukuk Açısından Mimari Projeler ve Mimarlık Eserileri”, Fikri Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi, Y. 2007, S.5, Ankara 2007, s.11.
29 Beşiroğlu, Akın; Düşünce Ürünleri Üzerine Fikri Haklar, Fikri Hukuk Birinci Cilt, APB Yayınları, Ankara, s.168.
30 FSEK Alenileşmiş ve yayımlanmış eserler başlıklı madde 7: “Hak sahibinin rızasıyla umuma arzedilen bir eser alenileşmiş sayılır. Bir eserin aslından çoğaltma ile elde edilen nüshaları hak sahibinin rızasıyla satışa çıkarılma veya dağıtılma yahut diğer bir şekilde ticaret mevkiine konulma suretiyle umuma arzedilirse o eser yayımlanmış sayılır. 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası hükmü mahfuzdur.”
31 Tekinalp, s. 164.
32 Öztan, s.294.
33 Tekinalp, s.164.
34 Alman Mahkemesi tarafından verilen bir kararda, bir derginin genel kurulana gönderilen yazıların; posta ile dergiye gönderilmesi nedeni ile umuma arz edilmiş olmadığına ilişkin KG (1995), NJW 3392, Botho Srtauss, (Bkz. Tosun, s.112).
35 Suluk/Orhan s.325.
36 Curtis v. Benson, 959 F. Supp. 348 (E.D. La. 1997) ) law.justia.com.
37 Bozgeyik, s.136; Yavuz/Alıca/Merdivan s. 261-262.
38 Suluk/Orhan, s.324; Yavuz/Alıca/Merdivan, s.265; Tosun, s.99; Tekinalp, s.165.
39 Fransız, Alman ve İsviçre Hukuku bakımından da umuma arz hakkı, FSEK kapsamındaki umuma arz yetkisi ile aynı esasları içermektedir. Alenileşmenin bir kez mümkün olması, mukayeseli hukuk bakımından da tartışmalıdır. Detaylı bilgi için bkz: Tosun, s.110-112.
40 Dural, s.161; aksi görüş için Bkz. Bozgeyik, s. 136.
41 Öngören, Ceritlioğlu, s.57
42 Öngören/Ceritlioğlu, s.57.
43 De Silva Constr. V. Herrald 213 F. Supp. 184 M.D Fla 1962 law.justia.com.
44 Cherpı̇ llod/Dessemontet, s.405 428.
45 Yarg.11 HD. T.19.03.2002, E.2001/10702, K.2002/2515 (Yavuz/Alıca/Merdivan s.294).
46 BERN 6 BİS 1.
47 Ameika ve İngiltere Hukuku bakımından (Common Law) bu hakın kapsamı ve uygulama alanı daha dardır. Ayrıntılı bilgi için Bkz.: Tosun s.123 vd.
48 Tosun, s.113, Öztan, s.305, Dural, s.170.
49 FSEK “Eser sahipliği hakkında karineler” üst başlıklı “Sahibinin adı belirtilen eserlerde” başlığı ile m.11: Yayımlanmış̧ eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır. (Değişik: 7/6/1995 - 4110/5 md.) Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutad şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır, meğer ki, birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın.”
50 Tosun, s.118 “Hükümde sözü geçen mimarlık eseri eğer şartlarını taşıyorsa FSEK m.4’e göre güzel sanat eseridir. Diğer bir ifade ile güzel sanat eserleri içindeki bir tür için kanun koyucu, eser sahibi olarak belirtme hakkının özel bir görünümünü düzenlemiştir.”
51 Bkz. 1.Bölüm II. 1. B. s.25.
52 Kılıçoğlu, FSEK değişikliği s. 11.
53 Bozgeyik, s.160; Öngören, Ceritlioğlu, s.60.
54 Suluk/Orhan s.351.
55 Yarg. 11 HD. 8.10.2015, E.2015/2731; K.2015/10165; Tosun, s.120.
56 Tosun, s.135’den naklen.
57 Dural, s.171.
58 Tekinalp, s.171.
59 Tosun, s. 142.
60 Yavuz/Alıca/Merdivan, s.452.
61 Tekinalp, s.171.
62 Öztan, s.332.
63 Yavuz/Alıca/Merdivan, s.456.
64 Tosun, s.143.
65 HGK’nın 11.2.1983 tarihli ve E. 1981/14-70, K.1983/123 sayılı kararı (Ayrıntılı bilgi için bkz: Tekinalp, Bölüm 20 N.91).
66 Tekinalp, s.172, Öztan, s.318; Aksi görüş Bozgeyik, s. 144 “Hususiyeti olumsuz yönde etkilemeyen değişiklikler bakımından eser sahibinin iznine ihtiyaç duyulmaz.
67 Karahan/Suluk/Saraç/Nal s.83.
68 Ayiter, s.121.
69 Yarg. 11 HD. 29.03.2001, 143/2548 (FMR 2003/1, 174- Tekinalp, s. 172 dn.20a).
70 Öngören/Ceritoğlu, s.64.
71 Öztan, s.324 naklen.
72 Suluk/Orhan, s.350; Bozgeyik s. 154; Ateş, s.150; Tekinalp, s.173; Yavuz/Alıca/Merdivan, s.477; Tosun, 153; Doğrul, 180.
73 Tekinalp, 171’den naklen.
74 Bozgeyik, .143.
75 Ayiter, s. 480.
76 Bozgeyik, s.148.
77 İmar Kanunu, m.21.
78 Kılıçoğlu, s.276. s.164’dan naklen).
79 Tosun, s.175’den naklen.
80 Tosun, Cour de Cassation, Ch. Civ. 1, 7 0cak 1992, Numero-JurisData:1992-000123. (Bkz. Tosun)
81 Tosun, s. 172.
82 Tosun, S.197; Suluk/Orhan s.396; Öztan 333; Dural, 213.
83 Öztan, s.333.
84 Öztan, 342.
85 Dural, 218.
86 Erel, s.149; Bozgeyik s.108 dn.331.
87 Dural,219; LG Duesseldorf, 27.06.1979, BauR 1980, 86 (Eser sahibi mimarın, fotoğraflarını çekmek üzere mimarlık eserinin içine girme hakkı bulunduğu, hakkın kaynağının ise esere erişim hakkına ilişkin olduğu yönünde) (Bozgeyik, s.103 dn331’dan naklen).
88 Dural, 219.
89 Öztan, 338.
90 FSEK Eser sahibinin zilyed ve malike karşı hakları başlıklı m.17 “(Değişik birinci fıkra: 21/2/2001 - 4630/10 md.) Eser sahibi, gerekli durumlarda, aslın maliki ve zilyedinden, koruma startlarını yerine getirmek kaydıyla, 4 üncü maddenin 1 inci ve 2 nci bentlerinde sayılan güzel sanat eserlerinin ve 2 nci maddenin 1 inci bendinde ve 3 üncü maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış̧ eserlerinin asıllarından geçici bir süre için yararlanmayı talep etme hakkına sahiptir. Eser sahibinin bu hakkı, bu eserlerin ticaretini yapanlar tarafından eseri satın alan veya elde eden kişilere müzayede ve satış̧ kataloğu veya ilgili belgeler ile açıklanır. (Değişlik: 7/6/1995 - 4110/7 md.) Aslın maliki, eser sahibi ile yapmış̧ olduğu sözleşme şartlarına göre eser üzerinde tasarruf edebilir. Ancak eseri bozamaz ve yok edemez ve eser sahibinin haklarına zarar veremez. (Ek: 7/6/1995 - 4110/7 md.) Eserin tek ve özgün olması durumunda eser sahibi, kendisine ait tüm dönemleri kapsayan çalışma ve sergilerde kullanmak amacıyla, koruma startlarını yerine getirerek iade edilmek üzere eseri isteyebilir.”
91 Hirsch, Fikri Say II, s.149, naklen Suluk/Orhan, s.352.
92 Kılıçoğlu, s.28.
93 Erel, s.156.
94 Dural, 233.
95 Yavuz/Alıca/Merdivan, s.566.

Next
Next

Uluslararası Müzik Hukuku I Analiz