Eser Nedir? Akademik Yazı Serisi 01

I. Genel Olarak “Eser”

Fikri Mülkiyet Hukuku kapsamında hak, kişinin her türlü fikri çalışması ve emeği neticesinde ortaya çıkardığı yaratıcı ürünler üzerinde hukuken korunan ve hak sahibi dilediği takdirde bu korumadan yararlanma yetkisi veren menfaatlerdir1 . Fikri hakkın konusunu fikri ürünler oluşturur. Doktrinde fikri ürünün birbiri ile paralel olan birçok tanımı bulunmaktadır. İnsan yaratısı olan, hususiyet içeren ve zihinsel çalışma ile şekillenmiş fikirlerin dış dünyada algılanabilir halde somutlaşması ürünün kendisini oluşturur. Soyut bir kavram olan fikri hak ise eşyanın varlığı üzerinden doğsa da eşyadan bağımsız bir kavramdır. Önemle belirtmek gerekir ki; fikri hakkın konusunu fikir, düşünce oluşturmaz. Fikri mülkiyet hukuku kapsamında fikir korunmamaktadır2. Bu anlamıyla fikri mülkiyetin koruduğu, fikrin kendisi değil, fikrin somutlaşması sonucu ortaya çıkan üründür. Fikir ve düşünceler ancak bir şekle büründüğünde algılanabilir bir formda dış dünyaya açıklandığı ve aynı zamanda eser niteliğini taşıdığı takdirde fikri hukuk korumasından söz edilebilir3. Fikir ve sanat eserleri hukuku kapsamında cismin nedeni olan fikri çaba ancak öznelliğe sahip olması ile birlikte ve belirli formlar dâhilinde açıklandığında ürün için eser tanımı kullanılabilecektir.

Salt fikrin fikir ve sanat eseri hukukundan yararlanamayacağı, uluslararası metinlerde de benimsenmiştir. Örneğin TRIPS m.9 f.2’de de belirtildiği gibi telif hakkı, fikirleri değil onların ifade edilişlerini korumaktadır. World Intellectual Property Organization (WIPO) Telif Hakları Sözleşmesi m.2, 17.05.1991 tarihli 122/43 sayılı European Council (EC) Direktifi11 ve Bern Sözleşmesi m.2 f.1’de de, “…İfade şekli ne olursa olsun” denilerek fikirlerin soyut hallerinin koruma görmeyeceği belirtilmiştir.

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)

Tanımlar Madde 1/B – (Ek: 21/2/2001 -4630/2 md.)

Bu Kanunda geçen tanımlardan;

a) Eser: Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini,

b) Eser sahibi: Eseri meydana getiren (…)3 kişiyi,

Fikrî mülkiyet hukukun konusu, düşünce değil, düşüncenin onu oluşturan insanın katkısıyla belirli bir şekilde soyutluktan kurtarılarak somut olarak idrak edilebilir şekle bürünmesidir. Nitekim Yargıtay içtihatları da bu hususu açıkça ortaya koymuştur4 .

Doktrinde fikri ürün, maddi bir cisimde tecessüm ettirilmiş olsa da bu cisme bağlı olmayarak fizyolojik ve psikolojik kanunlara göre yaratıcı veya başka bir şahıs tarafından tekrar edilebilen fikri emek neticesi13 olarak da tanımlanmaktadır. Ayiter, bu hususu “Şekle girmemiş fikir uçucu bir nesneden ibaret olup; zihni çabanın maddi delili ise şeklidir5” biçiminde ifade etmiştir. Bir fikri üründen bahsedilebilmesi için zihinsel, duygusal veya estetik bir şekilde bunun ifade edilmiş olması gerekir. Bu demek değildir ki, fikri ürünün yansıttığı şeklin tamamlanmış olması gereksin. Çünkü tasarılar ve eser parçaları da hususiyet taşıyorsa korumadan yararlanırlar. Elbette, burada kıstas eserin ve/veya parçalarının hususiyeti ortaya koyacak şekilde belirli bir düzeye gelmiş olmasıdır6.

Fikri ürünün hukuk terminolojisinde karşılığı eserdir. Varlığı onu meydana getiren kişiden ayrı olarak üçüncü kişilerce de algılanabilip tekrarlanabilme niteliğine sahip olan meydana getirenin hususiyetini ve şartlarını taşıyan fikri ürünler, fikri hukukta “eser” olarak vasıflandırılır7 . Eser, insanın zihinsel çalışmalarının ve yaratıcı düşünme yetisinin sonucu olarak ve belli koşulları sağladığı takdirde “fikri mülkiyet hukuku kapsamında korunmaya değer” niteliğini kazanır. Bir fikri ürün ancak zihinsel bir yaratıcı faaliyet neticesinde meydana geldiğinden öznesi insandır. “Dolayısıyla akıl melekesinden yoksun oldukları için insan dışındaki canlı ve cansız varlıklar tarafından meydana getirilen şeyler eser olarak kabul edilemez8.” Bu şart eserin insan tarafından oluşturulmasını gerekli kılar. İnsan dışındaki varlıkların fikri faaliyette bulunmaları mümkün değildir9. Hayvanların, bitkilerin ve ya mikroorganizmaların ya da doğanın oluşturduğu herhangi bir sonuç; dalgaların yontup şekillendirdiği bir kaya ne kadar estetik de olsa bir sanat eseri sayılmaz. Fikrin değil mekaniğin eseri olduğu için bir bilgisayarın yaptığı çeviri eser olarak korunmaz. Ancak makinadan yararlanılarak oluşturulan eserler tartışma konusudur.

Mesela bilgisayarın aracılığıyla çizilen resmin, grafiğin veya desenin ya da müziğin eser olup olmadığında görüş ayrılığı vardır. Seçeneklerin makina tarafından belirlendiği ve - makinayı kullanan herkesin aynı sonucu alabileceği durumlarda eserden söz edilemez10 . Fikri mülkiyet hukukunun yalnızca insan yaratısı olmak koşuluyla fikri ürüne koruma sağlanacak olması bir yanıyla sınırlayıcı bir ölçüt olabilir. Bilgi ve teknoloji çağında yapay zekâ üzerinden fikrin ve sanatın icrası henüz toplumsal ve iktisadi temelde bir gerçek ve ihtiyaç değildir.

Kural olarak, makinenin, programın işleyişini seçme ve müdahale etme, etki yapma imkânları eseri yaratanda kalır. Buna ek olarak kendisinin yaratıcı yöndeki faaliyeti uygun bir şekillenme seviyesine ulaşmışsa makineler veya tesadüfler sadece “yardımcı vasıtalar” olarak kalır11. Ancak tümüyle bilgisayar tarafından gerçekleştirilen çeviriler bakımından bilgisayarın rolü yardımcı vasıtasının ötesindedir. Ancak çeviri doğrudan bilgisayar üzerindeki yazılım ile gerçekleştirilir.

Bir başka örnekte bir yazılım ürünü olan robotun şiir yazması durumunda uygulama nasıl olacaktır. Türkiye’de Bager Akbay tarafından meydana getirilen şiir yazan robot, eserin insan yaratısı olması noktasında karışıklık yaratmaktadır21. Türkiye’nin ilk şiir yazan robotu Deniz Yılmaz’ın bir yayınevi üzerinden ilk kitabı dahi çıkmıştır. Ancak günümüz koşullarında fikri çaba, yaratıcılık, düşünme ve fikri faaliyet, insan yetisi olduğundan eser sahipliği robot Deniz Yılmaz üzerinde doğmayacaktır. Ancak robotun rastgele seçimleri sonucu yine robotun yazdığı şiirler bakımından eser ve eser sahipliği pekalâ gündeme gelebilecektir. Bilgi ve teknoloji çağının sonuçlarından biri olan yapay zekânın eser üretip üretemeyeceği şimdilik fikri mülkiyet hukuku’nun gündemine taşınmamıştır. Dolayısıyla robot Deniz Yılmaz’ın şiir kitabı eserin hak sahibi ancak Deniz Yılmaz’ın programlayıcısı Bager Akbay sayılacaktır.

Eser yaratma maddi bir fiildir. Bu nedenle yaratıcının eser yapma konusunda iradesi aranmaz. Fiili ehliyeti olmayan akıl hastası veya bir çocuk da eser sahibi olabilir12 . Tesadüfen ortaya çıkan bir fikri ürün eser sayılacaktır. Örneğin bir ressamın fazla sulu veya gazlı bıraktığı boyanın akmasının non-figüratif bir tabloda oluşturduğu sonuç eser niteliği taşımaktadır13 . Eser kavramı, uluslararası hukuk metinlerine ve karşılaştırmalı hukuka paralel olarak, Türk Hukuku’nda Fikir ve Sanat Eserler Kanunu’nda (FSEK) tanımlanmıştır. Kapsamlı bir üst başlık olan eser; türleri ve nitelikleri üzerinden tasnif edilerek hakkın konusunu oluşturur.

II. Türk Hukukunda Eser ve Fikri Mülkiyet

Türkiye’de fikri haklar, ilk önce yazar hakları kapsamında 1850 tarihli “Encümen-i Daniş Nizamnamesi” ile başlamıştır. Bu nizamname ile eser sahiplerine telif hakkı tanınmıştır. Telif sözcüğünün ilk defa bu nizamnamede kullanılması ile dolaylı olarak eseri yaratanın mali hakka sahip olacağı ilk defa kabul edilmiştir. İkinci düzenleme ise 1857 tarihli nizamnamedir. Bu nizamname ile eseri basana eser üzerinde zilyetlik hakları tanımakla beraber, eserin yazarına yaşamı boyunca ayrıcalık tanınmıştır.

Türkiye’de ilk fikir ve sanat eserleri kanunu II. Meşrutiyet döneminde çıkarılan 1910 tarihli “Hakkı-ı Te’lif Kanunu”dur. Dönem itibariyle hak sahipleri hakların takibi konusunda bilinçsiz olduklarından, söz konusu kanun uygulama alanı bulamamıştır.

“Hakkı Te’lif Kanunu” 1952 tarihinde yürürlüğe giren 5846 sayılı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” (FSEK24) ile son bulmuştur. Dünya Ticaret Örgütü’nün hazırladığı Trade Related Aspects on Intellectual Property Rights Agreement (TRIPS25) sözleşmesi ile fikri mülkiyetin korunması açısından bir birlik sağlanmıştır. Bu anlaşmayı imzalamayan devletlere karşı ciddi yaptırımlar uygulama kararı alındığından Türkiye, TRIPS’i imzalamış ve fikri hukukta Avrupa sistemine geçmiştir. FSEK’te 1995 yılında yapılan kanun değişikliği ile fikri mülkiyet hukuku esaslı değişikliklere uğramış ve Avrupa Birliği hukukuna uyumlu hale getirilmeye çalışılmış olup süreç devam etmektedir.

Halen yürürlükte olan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, uluslararası düzenlemeler ışığında ve çeşitli nedenlerle 1983, 1995, 2001, 2004 ve 2008’de önemli değişiklikler geçirmiş ve geçirmeye devam etmektedir. Bilgi ve Teknoloji çağında olmamız hukuk anlamında yeni ihtiyaçları gündeme getirmektedir. Fikri mülkiyet hukuku alanında ulusal ve uluslararası alanda yaşanan gelişmeler ve teknolojik ilerlemelerin yeni kullanım alanları doğurması çerçevesinde, 5846 sayılı Kanun’da değişiklik yapılması zorunluluk arz etmiştir. Nitekim bu alanda mevzuat değişikliği gerekliliği; hükümetin 2017 yılı programı ve Ulusal Fikri Haklar Strateji Belgesi ve Eylem Planı da dâhil olmak üzere önemli strateji belgelerinde yer almıştır. 2017 yılında 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarı yayınlanmıştır.

III. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) Eser Tanımı

Uluslararası Sözleşmelerde “eser” kavramı hakkında bir tanım yapılmamıştır. Bern Antlaşması’nda26 eser türlerinin sayıldığı 2. maddesinde eserle ilgili özgün olması ve yaratıcı ürün olması özelliklerine vurgu yapılmıştır. Bern Sözleşmesi, bu alandaki ilk uluslararası sözleşmedir. Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması’na bağlı Ticaret anlaşmasının 3. Faslındaki 15. ve 16. maddelerde “sınai, edebi, artistik mülkiyetlerin korunması ile ilgili milletlerarası anlaşmalara” on iki ay içinde katılmayı taahhüt etmiştir.

Bunu takip eden süreç içinde Bern Antlaşması’na 28.08.1951 tarihinde katılabilmiştir. Bütün bu gelişmelere paralel olarak çağdaş bir FSEK hazırlanması çalışması yürütülmüş; çalışmalar tamamlanarak 5846 sayılı FSEK.’unu 05.12.1951 tarihinde Profesör Ernst Hirsch tarafından hazırlanarak 13.12.1951 tarihinde yürürlüğe konmuştur. Bu yasanın hazırlanmasında Profesör Hirsch, Alman Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndan (Urheberrechtgesetz) yararlanmış ve etkilenmiştir14 .

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahiplerinin haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımların tespit edilmesi ve sorumluluğunun belirlenmesi amacıyla düzenlenmiştir15. Eser üzerinde doğan eser sahipliği haklarını düzenleyen FSEK’nun hukuki korumasından yararlanabilmek için bir fikri ürünün eser olarak varlığı şarttır.

FSEK’e göre eser; “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri’’ olarak sayılan her nevi fikir ve mahsulleri”dir16 . Bir fikri ürünün eser olarak himaye görebilmesi, her nevi fikir ve ürünün sahibinin hususiyetini taşımasına ve kanunda yer alan eser türlerinden biri üzerinden somutlaşmış olmasına bağlıdır.

Öğreti ve uygulamada bu iki kıstas koruma şartları olarak karşımıza çıkarak objektif ve sübjektif şart olarak tanımlanmaktadır. Fikri anlamda bir çalışma her ne kadar fikri ürünün bir sonucu da olsa eğer yasadaki bu iki bu iki koşulu yerine getiremiyorsa eser niteliğini haiz olmayıp FSEK kapsamında korumadan da yararlanamayacaktır17. Öğreti ve uygulamada genel olarak benimsenen görüşe göre, bir fikri ürünün FSEK 1/B (a) bendi kapsamında eser olarak korunması için gerekli unsurlar; kanunda sayılan eser ategorilerinden birine dâhil olması anlamına gelen objektif unsur ve sahibinin hususiyetini taşıması anlamına gelen sübjektif unsurdur.

Yargıtay kazılarda çıkan eserler hakkında yayın yapma hakkına ilişkin açılmış olan bir davada, FSEK kapsamında korunması gereken eserin unsurlarını oldukça kapsamlı bir şekilde özetlemiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararında18 yaptığı kazılardan elde ettiği bilimsel buluşlara dayanarak bir eser yaratmayı düşünen davacının açtığı davada, davacının eser yaratma fikrinin olduğunu ancak fikrin korunabilmesi için somutlaşmış olması dolayısıyla objektif ve subjektif unsurları taşıması gerektiğini; dava konusunın fikir olması neden ile FSEK kapsamında korumadan yararlanamayacağını karara bağlamıştır.

1. Objektif Unsur

Bir fikri ürün, başkaları tarafından algılanabilecek şekilde somutlaşmış olmalıdır. Somutlaşma, diğer insanlar tarafından beş duyu organı ile algılanabilir anlamına gelmektedir. Fikri ürün içerik ve şekil ile ifade edilebilmeli diğer bir anlatımla herhangi bir ifade biçimi ile aracılığıyla algılanabilir hale getirilmelidir. Örneğin şiir ya da melodiler sahibinin zihninde tamam olsalar da henüz algılanabilir olmadıklarından eser niteliğini haiz değillerdir. İfade etme aracının geçici ya da kalıcı olması, eser niteliği bakımından önem teşkil etmez. Doğaçlamalar, olaylar ya da canlı yayınlar bu haliyle eser şartlarını taşıyorsa kural olarak koruma kapsamındadır19.

Objektif unsur kapsamında irdelenmesi gereken iki husus vardır. Bunlar fikir ve sanat ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için hukuk düzeninde öngörülen tanıma uygun olarak tespit edilmesi ve fikir ve sanat hukuku düzenlemeleriyle yapılmış tanım ve tarife uygunluk meselesidir20 .

I.Eserin Tespit Edilmiş Olması

Sabitleme21 düşüncenin fikri plandan insan duyularıyla algılanabilir maddi bir ortama aktarılması yani tespitidir22. Tespit eser niteliğine uygun olarak yalnızca idraki sağlamaz aynı zamanda eserin tekrar edilebilmesini, çoğaltılmasını, bir yerden başka bir yere iletilmesini, yayılmasını, 3.kişiler tarafından kullanımı da sağlar. Kural olarak tespit şekil şartı değildir ancak fikri ürünün eser sayılabilmesi için öncelikle dış dünyada algılanabilir olabilmesi için şekillenmiş olması şarttır. Tespit bazı eser türlerinin koşulları bakımından kurucu unsur olabilmektedir23. Fotoğraf, tablo, heykel, mimari yapı gibi güzel sanat eserlerinin; iki veya üç boyutlu ilim ve edebiyat eserlerinin meydana gelmesi için tespit maddi bir zorunluluk oluşturmaktadır. Ancak bazı eser türlerinde örneğin mimarlık eseri ve projeler bakımından tespit, maddi bir zorunluluğun yanı sıra hukuki bir zorunluluk olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Tespit şartı, uluslararası alanda gerek sözleşmelerde gerekse ülkelerin iç hukuklarında zorunlu olup olmaması yönünden farklılık arz eder. Bern Sözleşmesi m.2 f.2‘de tespit konusunun esaslı bir unsur olup olmaması hususunda üye ülkelere serbestlik tanınır24 .

Fikir ve Sanat Eserleri kabul edilen ürünler insan türünün daha ziyade görme, işitme ve dokunma duyularının idrakine sunulan ürünler olarak görünmektedir. Dolayısıyla insanın beş duyusundan koklama ve tatma duyusuna hitap eden ürünler, fikri mahsul niteliği taşısalar bile, fikir ve sanat hukukunun koruma konusunu oluşturmazlar25.” Ancak bu kural ülkelere göre farklılık göstermektedir. Örneğin Hollanda Yüksek Mahkemesi, koruma konuları bakımından Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda tahdidi bir liste öngörülmediğini bu sebeple herhangi bir ürünün algılanabilme ve orijinal olma (hususiyet taşıma) koşullarını haiz olması kaydıyla telif hakkı korumasından yararlanabileceği gerekçesi ile parfümün de eserler gibi telif hakları kapsamında korunabileceği yönünde karar vermiştir26 .

Erel, edebiyat, müzik, resim gibi sanat dallarının duygu, düşünce ve hayallerin ifadesinde bir vasıta olduğunu; bu nedenle eser niteliğinin tespitinde fikir ve sanat ürününün bürüneceği kalıp veya şeklin kıstas olarak kabul etmenin doğru görülmeyeceğini belirtmektedir27. Ancak Ateş, hangi niteliğe sahip fikri ürünlerin korunamayacağı hangilerinin koruma dışında tutulacağını tayin bakımından eserin bürüneceği kalıbı ve formatı tayin etmek gerektirdiğini ifade etmiştir. Hukuk güvenliği dikkate alındığında, kanaatimizce Ateş’in ifade ettiği gibi belirliliğin varlığı şarttır.

II. Eserin FSEK’te Öngörülen Türlerden Birine Dâhil Olması

Objektif unsur fikri ürünün FSEK’te öngörülen eser türlerinden birine dâhil olmasını gerektirir. FSEK kapsamında eser kategorileri sınırlı sayıda olup numerus clausus ilkesine tabiidir28. İlkeden anlaşılması gereken, eser türlerinin yalnızca kanunda sayılan dört ana eser türü ile sınırlı olmasıdır. FSEK kapsamında koruma altında olan eser türleri ilim ve edebiyat eserleri (m.2), musiki eserleri (m.3), güzel sanat eserleri (m.4) ve sinema eserleridir (m.5). İşleme ve derlemeler de FSEK kapsamında (m.6) eserler sayılmaktadır.

FSEK, yeni bir eser türünün yaratılmasına imkân vermediği gibi bu eser türlerinden birine dâhil edilemeyen fikri ürünlerin fikri mülkiyet kapsamında korumadan yararlanması da mümkün değildir. Ancak sayılan bu eser kategorilerinin içindeki eser türleri açısında sınırlı sayı ilkesi değil örnekleme yöntemi benimsenmiştir. Bern Sözleşmesi ve Alman Telif Hakları Kanunu’nda benimsenen yöntemle, genel bir eser tarifi verildikten sonra eser türleri örnekseme yöntemi ile sayılmış29 ve ifade tarzına bakılmamıştır. Benimsenen bu yöntem eserlerin korunması bakımından etkili bir yöntemdir. Zira gelişen teknoloji karşısında Türk hukukunda benimsenen sınırlı sayıdaki eser kategorisi fikri mülkiyet kapsamında koruma alanını daraltmaktadır. Örneğin, yeni medya kapsamında görsel işitsel eserler, ancak FSEK’ndaki eserlerden birine dâhil edilebildiği takdirde korumadan yararlanabilecektir.

Yargıtay, bir kararında GSM operatörlerinin kontör yüklenerek kullanılan hazır kartlarda kontör transferine yönelik üretilen bir projesini “FSEK hükümleri uyarınca bizzat düşüncenin kendisi değil, onun ifade ediliş tarzına eser olarak koruma sağlanır” gerekçese ile yerinde bir şekilde eser saymamıştır30 . Her ne kadar, FSEK’te koruma alanını daraltan eser türleri kategorisi sistemi olsa da türe giren alt gruplar sınırlı sayıda değildir31. Nitekim kanunu hazırlayan komisyon başkanı Hirsch, her grupta yer alan eser türlerinin örnek olarak sayıldığını belirtmektedir32.

İlgili eser türünün alt kategorilerinin örneklenerek bir anlamda kapsamın genişlemesi; o kategorinin ayırt edici niteliğini taşıyan yeni eser türlerinin de bu kapsama dâhil edilmesini olanaklı kılmıştır33. Dolayısıyla eser niteliği her somut olay bakımından incelenmesi gereken bir meseledir. Örneğin reklam filmleri, FSEK kapsamında eser türlerinden birine girmemektedir. Sinema eserlerinin unsurları düşünüldüğünde, reklam filmlerinin bu unsurları karşılamaması, FSEK korumasından yararlanmamasına neden olacaktır. Ancak güncel içtihat hukuku ve Yargıtay bir kararında reklam filmi, eser olarak kabul etmiştir34 .

2. Subjektif Unsur

Eser, sahibinin aklının, yaratıcılığının bir ürünü olarak eser sahibine özgü bir biçimde şekillendiği takdirde hususiyetin varlığından söz edilebilir. Türk Hukukunda hususiyet unsuru eser olma ve fikri haklar korunmasından yararlanabilmenin ikinci şartıdır. Doktrinde hususiyet esasa ilişkin şart35 olarak da tanımlanmaktadır.

I. Hususiyet Kavramı

Hususiyet, eseri diğer eserlerden ayıran, korunmaya değer bir fikir olarak algılanmasını sağlayan çabanın, yaratma becerisinin somutlaştığı, nitelik bakımından benzerlerinden üstün, özgün olma anlamını taşır. Bern Sözleşmesi m.2 f.1/b.3’te orijinal eser kavramına yer verilmek suretiyle eserin sahibinin hususiyetini taşıması gerektiği belirtilmiştir. Hususiyet kavramı, genel geçer ölçme değerlendirmeleri olmayan, niteliği gereği uygulamada kolaylıkla tespit edilemeyen soyut bir kavramdır. Her eser türü bakımından ayrı ayrı incelenmesi gereken hususiyet için doktrinde farklı tanımlar getirilmiştir. İngiltere Birleşik Krallığı ve Amerikan Birleşik Devletleri gibi Anglosakson hukukuna dâhil olan ülkelerde, ilim edebiyat, güzel sanatlar ve musiki eserlerinin telif hakları korumasından yararlanabilmesi için “orijinallik/hususiyet” unsuruna sahip olması zorunludur. Orijinallik için fikri çabanın kalitesi ve içeriğinin önemi olmadığı gibi özgün düşünce ve araştırmayı da gerektirmez. Orijinallik standardı minimal düzeydedir. Orijinallik koşullarından ilki eser yaratıcıdan kaynaklanmalı, bir başka kaynaktan doğrudan ya da dolaylı olarak birebir kopya edilmemelidir. İkincisi ise eserin “yetenek, emek ve muhakeme gücü ile” veya “yetenek, emek ve sermaye” ile meydana getirildiği anlaşılabilmelidir36 .

Alman Kanunu’nda eser, bireysel nitelikteki entelektüel yaratımlardır. İsviçre Kanunu yine terminoloji olarak hususiyeti bireysel karakter olarak nitelemiştir. Fransız Kanunu sahibinin zihinsel ürünü anlamına gelen “œuvre de l’esprit” 37 kullanırken, İspanyol Kanunu’nda sadece orijinal nitelikteki edebi, artistik ve bilimsel yaratmalar olarak eseri tanımlamıştır. Amerikan Kanunu eseri “müellifin orijinal çalışması olarak” tanımlarken, İngiltere, Kanada, Yeni Zelanda da hususiyeti “orijinallik” üzerinden tanımlamışlardır38. Çeşitli ülkelerin fikri hukuk düzenlemelerinden anlaşılacağı üzere kimi ülkeler, hususiyeti doğrudan eseri meydana getiren kişide ararken; genel hukuka tabi ülkeler başta Amerika olmak üzere hususiyeti eser üzerinde orijinallik kavramı ile aramaktadır.

Hususiyet eser sahibine bağlıdır. Hususiyetin varlığı neticesinde eser üzerinde manevi haklar doğar. Bunun nedeni eser sahibinin kişisel ve fikri bir çabası neticesinde kişiliğe sıkı sıkıya bağlı bir ürün oluşur. Eser sahibinin zihninin somutlaşmış bir izdüşümü dolayısıyla kişilik hakları ve manevi hakları da beraberinde getirir. Zihin düzeyinde kişisel çabanın da ancak bir gerçek kişi, insan tarafından yapılabileceği açıktır. Bu gerçek kişinin günümüz hukuku bakımından insan olduğuna şüphe yoktur. Yaratıcı yetinin düşünce ile birlikte oluştuğu ve bir insan özelliği olduğu kabulü ile insanın üretmiş olduğu ve ‘kendi olma’ halini fikri ürününe yansıttığı durumda, özgün bir eserin varlığından söz edilebilir. Eser meydana getiren eser sahibinin bireyselliği hususiyet unsurunda kendini gösterir.

Hirsch ve Ayiter, hususiyet kavramını herkes tarafından vücuda getirilmeyen, var olandan başkasını meydana getirmek olarak tanımlamıştır39 . Yarsuvat ise hususiyeti orijinal ölçütü ile belirlemeye çalışmış ve orijinalliğin tespitinin eser kategorileri bakımından değişeceğini ileri sürmektedir40 . Ateş’e göre, üslup ve anlatımda ortaya çıkan farklılık eseri meydana getirenin kimliğini yansıtır41 . Erel, yaratıcı gücün yansıması olarak değerlendirdiği hususiyet kavramının eserde daha önce duyulmamış veya görülmemiş mutlak bir orijinaliteye sahip olması anlamına gelmediğini ifade etmiştir. Arslanlı ise, her eser kendinden önce gelen eserlerden gaspa yol açmayacak şekilde yararlanmak, onlardan esinlenmek kaydıyla oluşur diyerek, “var olandan başka olmayı” geniş yorumlar42 . Kılıçoğlu, hususiyet unsurunda “yenilik” niteliğinin bulunması gerektiği görüşündedir43. Öztan, hususiyet unsuru için eserde, yaratıcılığın bulunması gerektiğini; yaratıcılık seviyesinin ise aynı konuda daha önce mevcut eserlerle mukayese neticesinde eserin, insanda bıraktığı toplam etkiyle ölçülebileceğini; ancak bundan, eserin yenilik gerektireceği sonucunun çıkmaması gerektiğini savunmaktadır44 . Arslanlı dışındaki yazarların patent hukukundaki yenilik unsurunu çağrıştıran bir ölçütle hususiyeti açıkladıkları görüşünü sunan Tekinalp, hususiyet kendisini "anlatım"da (üslup) gösterir ifadesi ile anlatımın orijinal olmasının eserin tanımlanması için koşul yapılamayacağını belirtmiştir45. Orijinalliğe sahip olan fikri ürünlerin eser niteliği su götürmezken, orijinallik kıstası gibi yüksek bir vasfın korunan eserlerin kapsamını daraltacağını ifade etmiş ve sıradan olmama düzeyi ile hususiyet kavramını açıklayarak FSEK kapsamında korumanın kapsamını belirlemiştir. Nitekim Tosun da, hususiyet kavramı altında eser sahibinin kişisel izini eserde çok katı aramamak gerektiğine vurgu yaparak eser sahibi ile ilişki kurulabilen belirli bir düzeyde yaratıcılık taşıyan eserlerde hususiyet varlığını kabul etmek gerektiğine işaret etmiş46 ve “hususiyet, eser sahibi ile eseri arasında minimum bir bağlantı, kişiliğinin izi aranacaksa da yine üst düzey beklentilerden uzak ve her eser tipinde ayrı değerlendirilerek oluşturulacak bir kavram olmalıdır47” ifadeleri ile hususiyet kavramını açıklamıştır. Kanaatimizce Tosun ve Tekinalp, uygun bir şekilde hususiyet tanımı ve sınırı belirlemiştir. Yeni, o güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan anlamına gelmektedir48.

Yeni bir fikri ürün, yeni tanımı gereği, eşsiz olacak ve korunacaktır. Örneğin ikinci yeni şiirlerinin, hem şekil hem içerik bakımından ortaya koyduğu şiirler yeni niteliğini haizdir. Ancak böyle bir tanım, yeni olmayan ancak özgün, sıradan ayrı olmayan tüm fikri ürünleri dışarda bırakmaktadır. Dolayısıyla fikri üründeki hususiyetin düzeyi, sıradan olandan ayrılıyorsa bu fikri çaba ve emek, korumayı hak ediyordur. Bir fikir olarak zengin kız ve fakir oğlanın aşkı, birçok romanın, sinema filminin konusunu oluşturmaktadır. İlim edebiyat eseri, sinema eseri olarak farklı eser kategorilerinde karşımıza çıkan zengin oğlan fakir kız fikrinin somutlaşmış hali, diğer eserlere kıyasla özgün ve farklı ise korunmaktadır. Fikri mülkiyet kapsamında fikrin somutlaşmış halinin diğerlerine kıyasla özgün ve yaratıcı olması, aynısı olmaması hem bir tekelleşmenin önüne geçmekte hem de yaratıcılığı ve özgünlüğü ilgili eser türü bakımından korumaktadır. “Fikri çaba, böyle bir faaliyetin sonucunu her gün her yerde gördüğümüz sıradan sonuçlardan ayrılır. Etrafımız sıradan insanların ve sıradan meslek sahiplerinin yaptığı binalar, çektiği fotoğraflar, yazdığı yazılar, anlattığı dersler, verdiği bilgiler, danslar, çizdiği krokiler gibi ürünlerle doludur. Bunların hiçbiri hususiyet taşıyan bir fikri çabanın ve aklın ürünü değildir49.” Hususiyet ile anlatılmak istenen bir kavgayı tanığın ifadesinden nakleden mahkeme tutanağı ile bir kavgayı kendisine özgü cümlelerle ve teknikle anlatan Saik Faik'in hikâyesi arasındaki farktır.

Yargıtay bir tartışma programına katılan davacının açıklama ve görüşlerinin ilim ve edebiyat eseri olarak korunup korunamayacağına ilişkin kararında50 hususiyete ilişkin görüşünü sıradan olmama ve belli bir düzeyde yaratıcılık olarak açıklamıştır. Kararda geçen yaratıcılık tabiri, mutlak yenilik ve yaratıcılık anlamında olmayıp, eser sahibine özgülenebilen kendini tanıtma yeteneği ve asgari düzeyde yaratıcılıktır. Kararda Tekinalp’in düzey görüşüne51 uygun olarak, her kopyalanan ifadenin korumaya değer olmadığını; belirli bir mesleki bilgi birikimi veya yaşam deneyimine sahip olan herkesin aynı sonucu elde etmesi üzerinden meydana gelen ürünlerin ve sıradan nitelikli anlatımların 5846 Sayılı FSEK’e göre korunamayacağı açıklamıştır. Yargıtay hususiyet konusuna ilişkin başka bir kararında “somut bir şekilde bağımsız bir çalışma ve emek unsurunun varlığını barındırıp barındırmadığını ve özgünlük taşıyıp taşımadığı” hususlarının belirleyici olacağını ifade etmiştir52 .

II. Hususiyetin Tespiti

Hususiyet kavramı, eseri meydana getiren her bir kişiye göre değişebilen bir kavramdır. Bu öznellik nedeni ile hususiyetin her bir eser bakımından tespiti oldukça zordur. Eser sayılabilme şartı olan hususiyet kavramı, her bir uyuşmazlıkta dava konusunun eser sayılıp sayılmadığına ilişkin tartışmada gündeme gelmektedir. Hususiyeti içermeyen bir fikri çabanın eser olarak korunmayacaktır. Hususiyetin içerikte mi yoksa şekilde mi barındığı konusunda da farklı düşünceler vardır. Hirsch’e göre eser, yaratıcısının düşüncesini ifade ettiği içerikte hususiyeti barındırır53 . Tekinalp, Memiş ve Karahan/Suluk/Saraç/Nal ise, şekil ve içerik konusunda ayrım yapılmaması gerektiğini, hususiyetin ya her ikisinde ya da birinde var olduğunu savunmaktadır54. Kanaatimizce de bir eserde hususiyet, hem içerikte hem de şekilde oluşabileceğinden bu tür bir ayrımın yapılması sakıncalı olacaktır. Eser kategorilerine göre hususiyetin varlığı hem içerikte hem de şekilde bulabilir.

Yaratıcı çaba eserin bölümlerinde oluşmuş olsa da eserdeki hususiyet tüm bölümlerin yansıttığı intibada da meydana gelebilir68. Alman hukuk doktrininde iç ve dış şekil ayrımı savunulmuştur. Fakat şekil ve içeriğin birbirinin içine geçmiş olduğu bir eserde bu tür bir ayrıma gitmenin, eserin korunması noktasında güçlükler yaşanmasına neden olmasından dolayı korumanın hususiyetin oluştuğu kısım üzerinden ele alınması gerektiği sonucuna varılmıştır55 . Memiş, FSEK m.13 f.2’den70 yola çıkarak korumanın ifade ve fikir ayrımı yapılmadan tüm kısımları kapsaması gerektiğini belirtmiş ve soyutluktan çıkan fikrin şekillenmiş bir hususiyet içermesi halinde korunması gerektiğini savunmuştur56. Yazarın burada anlatmak istediği, serbest yararlanma sınırlarını aşmayan ve yaratıcısının hususiyetiyle şekillenerek ayrıntıların meydana getirdiği bir bağımsız eserdir57 .

Eseri meydana getirenin eserin içeriğini kendi estetik algıları, siyasi kimliği, toplumsal algısı üzerinden öznel değerlendirmesi hususiyet tartışmasında önemli değildir. Bir diğer anlatımla, eserin başarılı veya güzel ya da etkileyici olmaması hatta bazılarınca kötü bulunması, onu, FSEK anlamında eser sayılmaktan çıkarmaz. Hukuk kapsamında "eser" eleştirel yargılara göre değil aranan kıstasları taşıması üzerinden belirlenir. Bu nedenledir ki, hususiyet kavramının tespiti zor olduğu kadar, uyuşmazlıklar bakımından önemlidir. Bir fotoğraf sanatçısının, bir ressamın veya bir şairin hususiyetini, fikri ürünü ile ilişki şeklinden tanımak mümkündür. Tüm eserlerine işlemiş bir tarzı ve üslubu vardır. Bu kadar belirgin üslupların ayırt ediciliği kolaydır. Her bir eser türü bakımından esere bağlı koruma ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gereken hususiyet, uygulamada ilgili esere bağlı disiplinlerden seçilen uzman kişilerce tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bir mimarlık eserin, eser sahibi mimarın hususiyetini taşıyıp taşımadığına ilişkin değerlendirmesi; bir mimarın da heyette bulunduğu bilirkişilerce yapılmaktadır.

Yargıtay58, kararlarından birinde, “…Dava konusu haritanın FSEK 1/B ve 2/3. maddeleri kapsamında sahibinin hususiyetini taşıyan bir eser olup olmadığının belirlenmesinde aralarında haritacılık konusunda uzmanın da bulunduğu bilirkişi kurulundan görüş alınmalıdır.” ifadeleri her eser bakımından özgünlüğün uzmanı tarafından tespit edilmesi gerekliliğine vurgu yapmıştır.

Ateş, hususiyetin tespitine ilişkin değerlendirme kıstaslarını belirleyerek; objektif ve genel bir değerlendirme sistemi öngörmüştür. Bu kapsamda, beşeri bir faaliyetin ürünü mü; öyleyse, sıradan bir çalışma mı yoksa eser niteliğini haiz bir fikri faaliyet mahsülü mü; eser niteliğine haiz ise, onu meydana getirdiği iddia olunan kişinin mi yoksa üçüncü bir şahsın faaliyetinin mahsulü mü soruları ile hususiyetin olup olmadığının tespit edileceği görüşündedir59. Belirtmekte yarar var ki, herhangi bir uyuşmazlığa konu olmadığı sürece hususiyetin varlığı kabul edilir. Bu durumda hususiyetin nelerden ibaret olduğunu araştırmaya gerek yoktur. İhtisas Mahkemesi olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri’nde, mahkeme resen eserin varlığını ve dolayısıyla hususiyetin varlığını incelemez. Uyuşmazlık konusu bir fikri ürünün eser niteliği taraflardan birinin itirazı üzerine değerlendirilir.

Av. Burcu Kaya

Kaynakça

1 Türkiye, Kanun No: 5647, RG t: 02.05.2007, sayı: 26516 ile sözleşmeye katılmayı uygun bulmuş ve Bakanlar Kurulu’nun t: 28.04.2008, sayı: 2008/13597 kararıyla katılma kararı almıştır. RG. t:13.05.2008, sayı: 26875. 12 Yarg. 4. H.D, 1.7.1997, E.1976/5913, K.1977/7617 (naklen Türk Fikri ve Sanat Eserleri Hukuku Açısından mimarlık eserleri ve İlgili Yargı Kararları, Öngören Hukuk Yayınları, Temmuz 2007, İstanbul, s.222) bkz: 2. Bölüm. s.6.

2 Ernst Hirsch, Fikri ve Sinai Haklar, Ankara 1948, s.1.

3 N. Ayiter, Hukukta Fikir ve San’at Ürünleri Ankara, 1972 s.41.

4 Tekinalp, s. 108.

5 Mustafa Ateş, Fikri Hukukta Eser, Turhan Kitapevi Yayınları, Ankara 2007 s.33. 17 Ateş , s. 63.

6 Ancak geçtiğimiz yıllarda maymun Peta ve maymun Naruta’nın kendilerinin fotoğraflarını çekmeleri üzerinden tartışma konusu olan fikri mülkiyet kapsamındaki hak sahipliği Amerikan Mahkemelerince incelenmiş, Peta’nın çekmiş olduğu fotoğrafın fikri mülkiyet kapsamında olmadığı ancak Naruta’nın eser sahibi olduğu karara bağlanmıştır. Bkz: http://www.peta.org/blog/monkey-selfie-case-headed-u-s-courtappeals/.

7 Örnekler Tekinalp, s.22 dn106’dan alınmıştır.

8 Fırat Öztan, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Turhan Kitapevi, Ankara 2008/ s.28.

9 http://bagerakbay.com/deniz-yilmaz/. Editör Notu (2026): Bu değerlendirme, tezin yazıldığı 2018 yılı itibarıyla kaleme alınmıştır. Aradan geçen süreçte yapay zekâ tarafından üretilen eserler ve eser sahipliği, dünya genelinde fikri mülkiyet hukukunun en önemli tartışma alanlarından biri hâline gelmiştir.

10 Savaş Bozbel, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul s.28.

11 Tekinalp, s. 22.

12 5.12.1951 kabül tarihli 7981 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmış 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu. 25 Bu anlaşma, Dünya Ticaret Örgütü’nü kuran anlaşmanın 1 C ekidir Türkiye, Kanun No: 4067, RG t: 29.1.1995, sayı: 22186 ile anlaşmayı onaylamış ve aynı kanunla anlaşmanın onaylanmasını uygun bulmuştur.

13 Sözleşmenin tam adı, “Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına Dair Bern Sözleşmesi’dir. Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi, 24 Temmuz 1971 tarihli ve 2 Ekim 1979 tarihlerinde tadil edilen Paris Belgesi, Türkiye 7.7.1995 tarih ve 4117 Sayılı Kanunla Bern Sözleşmesinin bu en son haline katılmış bulunmaktadır. RG. T.12.7.1995, S.22341.

14 Ahmet M. Kılıçoğlu, Fikri Haklar, 2. Bası, Turhan Kitapevi, Ankara 2013 s.39.

15 FSEK m. 1, 2.

16 FSEK, m.1/B(a). 30 Tekinalp, 108 vd.Previous

17 “Olaya 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur. Zira Yasanın isminden de anlaşıldığı üzere bu yasanın uygulanabilmesi için ortada kişinin yarattığı bir eserin mevcut olması gerekir. Ada geçen Yasa’nın tarifine göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulüdür (madde 1). Tatiften de anlaşılacağın üzere bir eserin yasa karşısında eser niteliğini kazanabilmesi için iki unsur gereklidir. Birinci objektif unsur ki yasa bunu mahsul (ürün) olarak belirtmiştir. Buna göre eser, evvela temellüke, tasarrufa elverişli maddi bir varlık olarak var olmalıdır. İkincisi de, sübjektif unsur olup eserin sahibinin özelliğini taşıyan bir fikir ve sanat eseri olmasıdır. Olaydan anlaşılacağı üzere davacı, yukarıda unsurları açıklanan bir eserin henüz sahibi değildir. Ancak, yaptığı kazılardan elde ettiği bilimsel buluşlara dayanarak bir eser yaratmayı düşünmüştür. Yani, bu yönde bir düşüncesi, bir fikri vardır. Fakat ve fikir ve sanat eseri, fikir halinde kaldığı sürece eser niteliğini kazanmaz ve dolayısıyla fikir ve sanat eserlerinin koruyucu hükümlerinden yararlanamaz.” Yarg. 4. HD. 1.7.1977, E. 1976/5913, K.1977/7617 . (Ceritlioğlu/Öngören s. 1235).

18 Bozbel, s.35

19 Ateş, s.38. 34 ing. fixation.

20 ABD, tespit olgusunu temel bir ilke olarak benimsemiştir. Kıta avrupasında ise tespit kurucu unsur değildir. İngiliz hukukuna göre, fikri hak korumasına konu olabilmesi için tüm fikir ve sanat ürünlerinin kalıcı bir formda (“permanent form”) ifade edilmiş olması gerekir. Amerikan Copyright Act, fikri hak koruması eser sahibinin sabit ve somut vasıtalarda ifadesini bulan özgün nitelikle fikri ürünlerine tanınır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Ateş, s.41.

21 “Bir heykeltıraş Yunus Emre’yi zamanların dışında göstermek, yani onun her çağda yaşadığını ifade etmek için, hiçbir tarih dönemine bağlanamayan bir giysi içinde yontacağını, Yunus Emre’nin eli ile sonsuz ufukları işaret edeceğini bir arkadaşına anlatsa veya yazsa ya da teybe okusa, heykel şekillenmedikçe bu düşünce eser olarak korunmaz. Çünkü heykelin nasıl olacağına dair bir anlatım heykeltıraşın hususiyetini taşımaz. Örnekteki heykelim heykeltıraş tarafından bir kâğıt üzerine eskizleri yapıldığı takdirde eser korunur, yani eserin heykel olarak ortaya çıkması şart değildir.” Tekinalp s.102.

22 Ayrıntılı inceleme için bkz. Ateş, 45 vd.

23 Ateş, 36.

24 Kocafa/Lancome HR June 16,2006, LJN AU8940, /Koelman, Wipo Magazine (Ateş, s.37 dn.88’den naklen).

25 Şafak Erel, Türk Fikri ve Sanat Hukuku, İmaj Yayıncılık, Ankara 1998, s.35Fikir Korunur mu? Fikri Mülkiyet Hukuku

26 Tekinalp s.114; Öztan, s.91.

27 Öztan s. 114.

28 Y. 11. HD. T.11.10.2002, E.2002/8275, K.2002/8839 (Yavuz/Alıca/Merdivan s.122’den naklen).

29 Tekinalp s. 107, Öztan s. 91. 45 Hirsch, Fikri ve Sınai Haklar, s.141.

30 Arslanlı, s.12; Ayiter, s.45;

31 Erel, Fikir ve Sanat, s.55; Ateş Eser s.60; Cahit Suluk/Ali Orhan, Arıkan Yayınevi, Eylül 2015 s.148. 4711.

32 HD, 14.02.2002, E. 2001/9189, K.2002/1217 (Suluk/Orhan, s.122’den naklen).

33 Erel, s.33; Kılıçoğlu, Fikri Haklar, s.111, Ateş, s.63

34 Suthersanan, s.197-198 (Dipnot 64 Levent Yavuz).

35 Tr. Aklın eseri.

36 Ateş, 65

37 Hirsch, Fikri Say II s.12,

38 Ayiter, s.6.

39 Duygun Yarsuvat, Türk Hukuku’nda Eser Sahibi ve Hakları, 2. Bası, İÜSBF Yay., İstanbul s.41

40 Ateş, Fikrî Hukuk, s. 76.

41 Arslanlı, s. 7.

42 Kılıçoğlu (Fikri), 114, 115.

43 Öztan, 96; Aynı yönde görüş Pedrazzini, 4.

44 Tekinalp s.104-108.

45 Yalçın Tosun, Sinema Eserleri ve Eser Sahibinin Hakları; On İki Levha İstanbul, Nisan 2009, s.40.

46 Tosun, (Sinema Eserleri) s. 42.

47 Türk Dil Kurumu Sözlüğü.

48 Tekinalp s.106

49 Yarg. 11. Hukuk Dairesi’nin 13.03.2007 gün ve E. 2006/934 K. 2007/4555 Sayılı Kararı (Levent Yavuz/Türkay Alıca/Fethi Merdivan, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, 1. Baskı, Cilt 1.Şubat 2013 s.115).

50 Tekinalp, s.107.

51 11. HD 21.112.2004, E.2004/2772, K.2004/12672.(https://www.kanunum.com/_yargitay)

52 Hirsch, s. 131

53 Tekinalp, s. 108, Memiş Tekin, “Fikri Hukukta Korunan Unsur İfade mi Fikir mi?”, Canbolat Talat (ed.), Prof. Dr. Ali Güzel’e Armağan, C. II, İstanbul, 2010, ss. 1447-1459, s. 1449; Sami Karahan /Cahit Suluk/ Tahir Saraç/ Temel Nal, Fikri Mülkiyet Hukukunun Esasları, 3. Bası, Ankara, 2012, s. 47.

54 Karahan/Suluk /Saraç / Nal, s. 42.

55 Memiş, s. 1452.

56 “Eser sahibine tanınan hak ve salahiyetler eserin bütününe ve parçalarına şamildir.”

57 Memiş, s. 1452-1453. 72 Serbest yararlanma sınırının aşılması sonucu izinsiz işleme ve intihalden bahsedilebilinir. Örnek kararlar için bkz. Memiş, s. 1454-1459

Next
Next

MİMAR VE YAPI MALİKİ ARASINDA MENFAAT DENGESİNİN SAĞLANMASI