Mimarlık Eserleri I Akademik Yazı Serisi 02
I.MİMARLIK ESERLERİ
Fikri Mülkiyet Hukuku’nun mimari üretimler bakımından tarihsel gelişimine baktığımızda uluslararası uygulamalarda olduğu gibi Türk Hukuku’nda da mimari üretimlerin ikiye ayrıldığı görülür. Bir mimari yapının meydana gelebilmesi için öncelikle tasarlanması gerekmektedir. Mimari üretimlerin doğası gereği yapının oluşmasına kadar geçen süreçte taslaklar, çizimler, plan ve projeler, krokiler hazırlanarak öncelikle eskiz halinde olan yapı hayali, uygulanarak üç boyutlu bir mimari yapıya dönüşür.
Mimarlık eserleri bir şemsiye kavramdır(1); FSEK’in eser olarak koruma kapsamına aldığı iki ayrı kategorinin “üst başlığı”dır. İlk kategori; FSEK m.2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri sayılan her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projelerdir. Mimari taslaklar, maketler, plan ve projeler, ilgili eser kategorisinin özgün şartlarına tabidirler. İkinci kategorisi ise, mimari yapının yer aldığı FSEK m.4’te yer alan güzel sanat eserleridir. Her iki kategori de vücut buldukları materyal, amaçları ve estetik nitelikleri bakımından farklı eserlerdir.
İlim ve Edebiyat Eserleri niteliğinde mimarlık eserleri FSEK ikinci maddede yer alan ‘Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri”dir.(2) İki boyutlu olan ve mimari maket bakımından üç boyutlu da olabilen bu eserler mimari yapının hazırlık aşamasını oluşturmaktadır.
Güzel Sanat Eseri niteliğindeki mimarlık eserleri FSEK dördüncü maddede yer alan “Estetik değere sahip olan mimarlık eserleri” bir diğer anlatımla yapılardır. Dolayısıyla mimarlık eseri ve Mimarlık eserinin hazırlık çalışmasına uygulanan FSEK hükümleri farklıdır. Her iki eser türünün üst başlığı ise kanunun belirlediği terminoloji ile mimarlık eserleridir. Mimarlık eserleri denildiğinde mimari plan ve projeler ve mimari yapılar ayrı düşünülmelidir. Her bir yaratıcı çalışma kategorileri kapsamında hükmün gerekliliklerini yerine getiriyorsa eser niteliğini haiz olacak ve kanunun korumasından yararlanacaktır.
İlim ve edebiyat eseri niteliğindeki mimarlık eserleri ile güzel sanat eseri niteliğindeki mimarlık eserleri arasındaki en önemli fark bedii vasıfta kendini gösterir. İlmi ve teknik mahiyetteki eserlerin korunması (FSEK m.2 f.3) ile güzel sanat eseri niteliğindeki tasarımların korunması (FSEK m.4 f.3) arasındaki esaslı fark, korunacak nesnenin kendisidir. İlmi ve teknik nitelikteki plan ve tasarımlarda yalnızca bu nitelikteki eserleri korurken, güzel sanat eseri teşkil eden tasarımlarda tasvir edilen eser korunmaktadır(3). Bu açıklamalar dâhilinde, FSEK madde 2’de yer alan mimarlık eserleri ve FSEK madde 4’de yer alan mimarlık eseri olan mimari yapı kavramı ortaklaşa genel şartların yanında farklı şartlar gerektirdiğinden ayrı başlıklar altında irdelenecektir.
II. İlim ve Edebiyat Eseri Niteliğindeki Mimarlık Eserleri
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilim ve edebiyat eserleri başlıklı 2. maddesinin 3. bendine göre, sahibinin hususiyetini taşımakla birlikte “bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri” ilim ve edebiyat eserlerinin alt grubu arasında yer almakta ve açıkça eser sayılmaktadır. Sayılan eserlerin fiziki nüsha olması gerekmez. Bilgisayar ile çizilmeleri halinde eser sayılabilmeleri sahibinin hususiyetini taşıması şartıyla mümkündür(4).
TMMOB Mimarlar Odası, Merkez Yönetim Kurulunun 22.12.2006 tarih ve 40/17 sayılı kararı ile kabul edilen Mimarlık Hizmetleri Şartnamesi ve En Az Bedel Tarifesinde (MHHŞEBT) tanımlar başlıklı dördüncü maddesinde mimarlık hizmetlerinin kapsamı “uygulamaya, yapmaya, kabule ve imzaya mimarın yetkili olduğu, her türlü araştırma, danışmanlık, bilirkişilik, etüt, tasarım, plan, proje, resim ve hesapların hazırlanması ve bunların uygulanması ile her türlü denetim ve kontrollük hizmetlerini” içermektedir.
Mimari projeler, hazırlık ve ön etüd, ön proje, kesin proje ve uygulama projesi olarak farklı iş aşamaları ile oluşmaktadır(5). Projeler sayılanlarla sınırlı değildir, ancak MHHŞEBT kapsamında iş aşamaları ile sınırlı tutulmuştur. MHHŞEBT’nin 7. maddesi tüm proje aşamalarının kapsamını ayrı ayrı düzenlemiştir. Mimarlık tasarım ve proje türleri, hazırlık ve ön etüt çalışması, ön proje, kesin proje ve uygulama projesi olarak tarif edilmiştir. Uygulama projesinin tamamlanması ile yapının iki boyutlu veya üç boyutlu fikri çalışması, üç boyutlu bir yapıya dönüşür.
Hazırlık ve ön etüd aşaması, fikrin oluştuğu ilk aşamadır. Hazırlık çalışmaları, ihtiyaçlarının işveren/iş sahibinin olanaklarının, ihtiyaçlarının ve taleplerinin belirlenmesi, imar durumu, kadastro, altyapı-enerji, arsanın doğal ve zemin özelliklerinin saptanması ve gerekli belgelerinin derlenmesi, tasarım ve uygulama aşamalarında izlenecek yol ve uygulanacak çalışma yönteminin kararlaştırılması, tasarım ve uygulama çalışmalarına mimarın yardımcısı olarak katılacak mühendisler ve diğer uzmanların yapacağı çalışmaların ve bunların koordinasyon şeklinin saptanması amacı ile mimar tarafından yapılan çalışmalardır. Bu aşamada mimar, inceleme ve etütlerini fikir projesi (basit ön proje) seklinde somutlar (6).
Mimari tasarımı gösteren ön proje, mimari projeler bakımından fikrin iki boyutlu olarak somutlaştığı ilk aşamadır. Bu aşamada yapılan tasarlama çalışmaları, kesin veya uygulama projelerinin hazırlanmasına geçilmeden önce, hazırlık ön etüt çalışmalarında belirlenmiş, yorumlanmış ve değerlendirilmiş bilgilerin projede yansıtılması amacını taşır. Kaynak kaybının önlenmesi, ekonomik, sağlam, güvenli, kullanışlı, çevresi ile uyumlu yapıların gerçekleştirilmesi amacıyla, uygulama projelerinin hazırlanmasına geçilmeden önce hazırlık çalışmaları sırasında belirlenmiş ihtiyaç programının, işlev şemasının, arsa, alt yapı, iklim, kadastro, imar durumu doğal yapı, çevre düzeni, işveren/iş sahibi istekleri vb. verilerin ve mimarın aldığı kararların kesinleşmiş olması gerekir. Mimari proje ve eserler, başka mevzuatlara da tabii kendilerine has özellikleri nedeni ile diğer eserlerden ayrılırlar.
Ön proje çalışmaları, aynı zamanda mimar ile işveren/iş sahibi arasında tasarıma yönelik mutabakatların sağlandığı, onaylanması durumunda mimarın telif hakkını kazandığı iş aşamasıdır(7). Bu aşama ile birlikte, proje bakımından mimar aynı zamanda müellif olarak da adlandırılır. Proje müellifi, 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu ve 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre, tasarladığı projenin müelliflik hakkını kazanmış eser sahibi mimar ya da mimarlardır(8).
Ön projeden sonra kesin proje aşaması gelmektedir. Esasen ön proje çalışmaları iş aşaması sonunda, bir yapının ön projelerinin tamamlanması ve işveren/iş sahibi tarafından kabul edilmesinden sonra uygulama projelerinin hazırlanmasına başlamak için gerekli araştırma, bilgilenme ve etütlerin tamamlanmış olduğu ve bunların ön projelere yansıtıldığı kabul edilmektedir. Ancak, bazı durumlarda ön proje çalışmaları aşamasında meydana gelen değişiklikler işveren/iş sahibinin gerekli görmesi ya da talep etmesi, ya da ön projeler aşamasında prensipleri belirlenmiş bazı teknik özelliklerin, uygulama projeleri çalışmalarına başlanmadan kesinleştirilmek istenmesi durumunda, mimar yapının kesin projelerini hazırlar.
Kesin projeler, onaylanmış ön projelere uygun olarak hazırlanır ve gerçekleştirilecek yapının mimarisi ve yapım tekniği konularında daha ayrıntılı ve kesinleşmiş bilgiler ve etütleri içerir, ön proje çalışmaları sırasında yeterince değerlendirilemeyen ya da tasarıya yansıtılamayan veriler (iklim, coğrafya, hidroloji, jeoloji, geoteknik, alt yapı, çevre düzeni vb.) kesin proje aşamasında değerlendirilir (9).
Uygulama projesi, yapının inşa edilebilmesi için, statik projenin yapım özelliklerini ve ölçülerini, yapıda yer alan tüm donatım sistemlerinin yapıyı etkileyen bütün elemanlarını, sistem detaylarının ve imalatlarla ilgili tüm bilgileri ve referansları, montaj özelliklerini içeren, gerekli tüm ölçülerin ve malzemelerin yazıldığı, büro ve şantiyede her türlü imalat aşamasında kullanılabilecek nitelikte ve yeterlilikte, kolayca anlaşılabilir çizim tekniği ile onaylanmış ön proje ya da kesin projeye uygun olarak hazırlanmış projelerdir.
Mimari uygulama projesi, aynı zamanda koordinasyon projesidir. Yapıda yer alan tüm malzemeler, imalatlar, bileşenler, donatımlarla ilgili bilgilerin referans ya da kodlarını içerir. İnşaat, tesisat, elektrik mühendisleri ya da diğer teknik uzmanlar tarafından hazırlanmış projelerde yapıyı etkileyen kısımların bilgileri mimari uygulama projesinde şematik olarak gösterilir.
Mimari uygulama projesi, yapıda kullanılan tüm imalat ve malzemelerin kullanıldığı yerleri, birleşme şekillerini, biçimlerini ve özelliklerini yansıtır, ilgili sistem ve montaj detaylarıyla, imalat detaylarının referanslarını içerir, imalat pozlarını belirler.
Mimari maketler, mimari tasarımın hayata geçirilmesine imkân veren projelerdir. Proje üzerinden inşası planlanan bir yapı projesinin çok daha ucuz maliyetle üç boyutlu görünüme elde etmek, mimarlık eseri niteliği olan ve inşası planlanan bir yapıyı tanıtmak, dekor ve süs eşyası olarak kullanmak gibi çeşitli amaçlarla üretilebilir. Bilgisayar programları ile birlikte makete uygulamada başvurulan bir yöntem olmaktan çıkmıştır. Ancak sahne dekorları, maket olması nedeni ile fikri haklar kapsamında korunmaktadır (10).
Yukarıda sayılan tüm aşamalar, bu aşamalarda kullanılan mimari plan ve projeler, mimari yapıdan tamamen ayrıdır. Oldukça teknik ve fen bilimlerinden yararlanması zaruri bu süreçler yalnızca mimarın katılımı ile değil, arsa sahibi ve mühendislerin zorunlu işbirliğini de beraberinde getirir. Bu durumda mimarlık eserleri bakımından birçok menfaat sahibi öznenin olması anlamına gelmektedir.
Mimari proje ve taslakları, mimari maketler, hazırlık taslakları veya herhangi bir ortamdaki tasarımları uygulanıp uygulanmadıklarına veya uygulanabilir olup olmadıklarına bakılmaksızın korunmaktadır.
1. Objektif Unsur
Objektif unsur kapsamında değerlendirilmesi dış dünya tarafından algılanabilir yani tespit edilmiş olması ve fikir ve sanat hukuku düzenlemeleriyle yapılmış tanım ve tarife uygun olmasıdır. FSEK madde 2/b.3 kapsamında değerlendirilen mimarlık eserleri birer ilim ve edebiyat eseridir.
FSEK madde 2/b.3 kapsamında bir mimarlık eserin ilim ve edebiyat eseri olabilmesinin madde metninden anlaşıldığı üzere iki koşulu bulunmaktadır. Bunlardan ilki bedii vasfının bulunmamasıdır. Bedii, Arapça kökenli bir kelime olup güzel sanatlarda “yeni, orijinal, emsalsiz, değişik” anlamına gelmektedir(11). Bedii vasfı, insanın yaratımı olan ve dil ile ifade edilen eserlerde üslup, güzel sanatlarda ise estetiktir (12). İkinci koşul ise teknik ve ilmi nitelikte olmasıdır.
Bu eserlerin tespit edildiği materyal önemli değildir; kâğıt üzerinde olabildikleri gibi manyetik ve dijital alanlarda da tespit edilmeleri mümkündür. Günümüz teknolojisinde mimari plan, proje ve taslakların bilgisayar yardımı ile dijital mecralarda tespit edildiği görülmektedir. Bu bent kapsamında sayılan eserlerin iki boyutlu olması gerekmez; yapı resimleri, inşaat planları, şehir planları, her nevi imar haritaları, teknik resimler iki boyutlu iken kabartmalar, model makinalar üç boyutludur ve şartları taşıyorsa eser niteliğini haizdir(13).
FSEK madde 2/b.3 de sayılan imarlık eserleri her ne kadar plan, proje, mimarlık tasarımı ve projeleri, mimari maketler şeklinde sayılmışsa da sınırlı sayıda olmayıp örnek yöntemi ile sıralanmıştır. Dolayısıyla bedii vasfı bulunmayan ancak aydınlatıcı, öğretici fikri ürünlerinde bu madde kapsamında korunması mümkündür(14). Şartlarını taşıdığı takdirde bir avan proje(15) de mimarlık eseri olabilecektir(16).
İlim edebiyat eserleri kapsamında sayılan bu eserlerin bedii vasfını taşımaması mimari plan ve proje, taslak ve maketleri, mimarlık eseri niteliğindeki yapılardan ayıran en önemli özelliktir. Güzel sanat eseri olmasalar dahi söz konusu çalışmalara eser niteliği veren öğretici, açıklayıcı, aydınlatıcı uygulamaya imkân veren yanlarıdır. Bu anlamıyla, maketin, krokinin, haritanın, çizimin eser olabilmesi için teknik ve ilmi nitelikte olması şarttır(17). Bu şart bakımından sınır teknik ve ilmi bir konuyu ifade etme tarzıdır. Mimari proje yapılacak yapının bilimsel ve teknik açıdan belirlenmesi, yüzey üzerinde canlandırılması, çizilmesi, teknik hesapların yapılması işlemlerini kapsar. İlim eseri kategorisine giren mimarlık eserlerinin amacı, belirli bir bilimsel veya teknik konuyu yüzey ya da cisim halinde canlandırarak öğretmek yahut açıklamaktır(18). Türk hukukunda bilimsel ve teknik konuya ilişkin olsa da mimari proje ve tasarımlar eser niteliğini haiz olsa da Amerikan hukuku bakımından mimari planlar, teknik methodlar olması ve fonksiyonel ögeleri içermesi halinde mimari planlar koruma kapsamı dışında kalmaktadır(19).
Yargıtay’ın aşağıda alıntılanan kararında “Antik Site Kent”, mimar tarafından harabelerde 30 yılı bulan bilimsel ve estetik incelemeler ile kazılar sonucu edindiği bilgelere dayanarak vücuda getirilen site antik kent mimari çizim ve haritaları içeren mahsulün bir ilim edebiyat eseri olduğu kabul edilmiştir.
Eser niteliği bakımından mimari projeler kararda onaylandığı gibi bilimsel nitelikte olmalıdır. Ancak bu özelliğin ön koşulu tüm eser türleri bakımından geçerli olan hususiyettir. Kararda, “eserin izinsiz şekilde eser sahibinin adına yer verilmeksizin anılan mahsulün harita haline getirilerek çoğaltılması ve başkasının adına ile birlikte satışa arz edilmesi; davacının umuma arz ve adın belirtilmesi manevi ile çoğaltma ve yayma gibi mali haklarında ihlaline neden olduğu” ifade edilmiştir(20). Aynı zamanda eser niteliğinin şartı olan eser sahibinin hususiyeti, kişisel ilmi veya teknik tasavvur ve görüşünü taşıması şarttır. Hususiyet içermeyen bu nevi çalışmalar, eser olarak korunamayacaktır. Dolayısıyla mimari üretim açısından, mimari planlar ve projeler ve mimari maketler, sahibinin –mimarın- hususiyetini taşıyorsa, FSEK kapsamında eser niteliği kazanacak olup korumadan yararlanacaktır.
2. Subjektif Unsur: Hususiyet
FSEK m.2 b.3’de sayılan “Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler” ilim ve edebiyat eserleri başlığı altında alt kategorilerde sayılarak FSEK kapsamında koruma altındadır. FSEK 1/B ile düşünülmesi zorunlu olan mimari proje ve tasarımlar sahiplerinin hususiyetini taşıdıkları takdirde eser korumasından yararlanır.
İlim ve edebiyat eseri niteliğindeki mimarlık eserleri, eserin aldığı şekli gösteren tasvir ilmi veya teknik bir konuyu öğretmeye veya onun hakkında bilgi vermeye uygun olmalıdır(21). Objektif kıstaslar neticesinde açıklayıcı, öğretici niteliği olan ve ilmi ve teknik nitelikte mimarlık eserleri bakımından ön koşul olan hususiyetin, estetik olmayan bu eserlerde teknik olarak var olamayacağı düşünülebilir. Nitekim bedii vasfının bulunmaması, bunların eser olarak kabul edilmesini doktrinde tartışmalı hale getirmektedir. Nitekim doktrinde, estetik ve sanatsal niteliği bulunmayan bu kategorideki ürünlerin, eser olarak korunmaması gerektiği görüşü ileri sürülmüştür. Nal/Suluk, FSEK m.2/I, b.3’de sayılan eserlerde ve FSEK m.2/1, b.1’e giren dil ile ifade edilen ilmi eserlerde içeriğin, yani teorinin, bilimsel buluşların ve verilerin fikir ve sanat eserleri mevzuatınca korunması tamamen reddedilmelidir, görüşünü ileri sürmüştür. Arslanlı ve Ayiter’de aynı yönde görüş sunmuşlardır(22).
FSEK bakımından ilmi ve teknik nitelik kavramı, eserlerin bilimsel ve teknik ilkeler esas alınarak eser sahibi tarafından kendi hususiyeti ile biçimlenmesi olarak açıklanmaktadır. Biçimlendirmede en önemli faktör, eser sahibinin eserde şekillenen mesleki bilgi ve tecrübesini, kendine özgün üslup ile –hususiyetle- yorumlayarak ifade etmesidir. Hususiyet değerlendirilmesi yapılırken mimari projelerin şahsi fikri çabanın ürünleri olması ve eseri ortaya koyanın şahsi bilimsel ve teknik kabiliyetini yansıtması incelenmelidir(23). FSEK m.2 b.3 kapsamında plan ve projelerin neyi gösterdikleri değil nasıl gösterdikleri önemlidir. FSEK kapsamında korunan değer, tasvir edilme biçimidir. Mimari projelerde eser projenin kendisi; çizimlerdir(24). Bu tür eserlerde özel bir zihinsel çaba ile meydana getirilmiş olması hususiyet unsurunun mevcudiyeti için gerekli ve yeterlidir (25). Ancak, tekniğin sonucu çizimler elbette koruma dışında kalacaktır (26).
Ağa Han mimarlık ödülüne konu Ankara’daki Türk Tarih Kurumu Binası’nın mimari işi ve projesinin müşterek vücuda getirildiği iddiası ile ödül olarak tediye edilen miktarın yarısının tazminat olarak talep edildiği dosyada, Yargıtay mimari projede hususiyet ilişkin önemli noktalarda değinmiştir. Mimarı yapı projesini, yapı sanatı ve tekniği kurallarına göre tasarlayan, düzenleyen, yapının gerçekleştirilmesine kadar onu yöneten denetleyen, teknik bilgi ve becerisi olan meslek sahibi kişi olarak tanımlayan kararda, “bu hizmetlerin temeli, eserin orijinalliğinin ve mimari niteliklerinin kaynağı, sanatsal değerinin ve sanat anlayışının belgesi önemle ve öncelikle ön (avan) projesidir. Çünkü mimarın form, tasarım ve estetik anlayışı bu ön projede gerçekleşmiştir. Mimarlar Odası’nca düzenlenen Mimari Proje Standartlarının 3. Maddesinde ön projenin hazırlanmasında yapının taşıyıcı bünyesi ile tali sistemleri, tesisat sorunları ve bunlarla ilgili tesisler göz önünde bulundurulur denilmek suretiyle ön projenin mimarlık eserinin ya da mimari çalışma ürününün mimarın sanat ve teknik karakterini ve yapının bütünlüğünü oluşturan temel öge olduğu vurgulanmaktadır(27).”
Örneğin Karlsruhe Bölge Yüksek Mahkemesi bir kararında, Alman Federal Posta İdaresi tarafından talep edilen santral binasının tüm özellikleri yönerge ile tespit edilmesine rağmen, mimarın pencere ve havalandırma deliklerinin şeklini tasarlayarak binanın ön yüzüne hususiyetini yansıttığına karar vermiştir(28).
Tasvirlerde, belli bir tasvir usulü eşyanın tabiatından kaynaklanmakta, bu sebeple zaruri veya mutat olmaktadır. Mimari projelerin, teknik resimlerin ve inşaat planlarının yapılmasında daima tercih edilen metotlar veya standartlar bellidir. Bu belirlilik, yaratma imkânını kısıtlayan ve eser sahibinin fikri çabasının serbestçe şekillenmesine imkân vermeyen dar bir alan yaratmaktadır. Bu dar alan nedeni ile mimari proje ve taslakların fikri haklar korumasından yararlanması diğer eser türlerine göre çok daha zordur. Tam da bu nedenle, hususiyet unsuru değerlendirirken bu kategorideki eserler bakımında yaratma derecesi, özgünlük gibi kıstasların düşük düzeyde varlığı aranmıştır(29). Örneğin haritalar, kartografi alanında emek ve faaliyete dayanıyorsa, korunur. Bunun için mevcut ve kendisinden yararlanılan haritalardan değişik bir tasvir şekliyle ayrılmalıdır. Başka bir ölçek kullanmak, başka yerleri seçmek yeterli değildir. Mevcut gezi yollarının üzerini mavi ile çizmek, böyle bir ayrım yaratmayacak ve haritaya eser niteliği kazandırmayacaktır (30). Nitekim Yargıtay da hususiyet ve özgünlük taşımayan ve belirli bir mesleki öğrenim sonucunda yapılan mimari çizimlerin FSEK anlamında eser olarak kabul edilmeyeceği konusunda aynı görüşü benimsemiştir(31).
Mimarlar, mimarlık projelerini ve mimari maketleri çizerken fen kurallarına uymak zorundadır. Fen kuralları, esere yaratıcılık niteliğini yansıtma imkânını kısıtlamaktadır. Mimarları kısıtlayan husus yalnızca fen kuralları değildir. İmar mevzuatı, inşaat ruhsatı yönetmelikleri, deprem yönetmelikleri, meslek odası kuralları da mimarın yaratıcılığını ve dolayısıyla hususiyetini esere yansıtmasını sınırlamaktadır. Mimarın fikrî çalışma serbestisini sınırlayan en önemli faktör ise, arsa ve/veya yapı sahibinin talep ve beklentileridir. Arsa sahibi, genellikle inşaat masrafları asgarî, buna karşılık rant değeri azami olan yapı tasarlanmasını talep eder. Arsa sahibinin talebi, tabiatıyla mimarın fikrî çalışmasının “özel” olmasını ve dolayısıyla hususiyetini esere yansıtmasını sınırlayan en önemli etkendir (32). Yukarıda söz ettiğimiz etkenler, mimarın fikrî çalışmasının serbesti alanını ve dolayısıyla mimarlık projesi ile mimari makete hususiyet unsuru kazandırmasını sınırladığından; mimarlık eserlerinin fikir ve sanat eserleri hukuku korumasından istifade edebilmesi için hususiyet unsurunun esnek ölçütlerle değerlendirilmesi gerekir (33).
İngiltere hukukunda Jones v Tower Hamlets kararı da, mimari projelerin korumadan yararlanabilmesi için yalnızca görselliğinin değil aynı zamanda teknik bir çözüm sunması ile birlikte hususiyet (kararda eşsiz olarak ifade edilmiştir.) taşıması gerektiğinin altı çizilmiştir(34). Yargıtay birçok kararında, “5846 sayılı FSEK'in 2/3 üncü maddesi uyarınca mimari projenin ilim ve edebiyat eseri olarak korunabilmesi için aynı Kanun'un 1/B maddesine göre sahibinin hususiyetini taşıması yeterli” ifadeleri ile mimari projeleri değerlendirmektedir(35). Yargıtay, “İdeal Öğrenci Yurdu” kararında, m.2 f.3 maddesinde “her nevi mimari projenin eser mahiyetinde olduğu sonucu çıkıyorsa da, Yasa’nın korumasından yararlanacak bir eser olup olmadığı, bu hükmün Yasa’nın m.1/B maddesi hükmüyle birlikte değerlendirilerek sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığına göre tespit edililir” ifadeleri ile İdeal Öğrenci Yurdu bakımından hususiyet ve özgünlüğünün projenin hangi elemanlarında görüldüğüne dair somut verilerin ortaya konulamaması; belirli bir mesleki öğrenim sonucunda yapıların mimari çizimlerin FSEK anlamında eser olarak kabulünün mümkün olmadığı gerekçesi ile İdeal Öğrenci Yurdu proje çizimlerinin eser saymamıştır(36).
Öte yandan ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki mimarlık eserleri bakımından Yargıtay Antik Kentin projesini değerlendirirken hususiyete ilişkin “30 yılını vererek çalışan ve ortaya koyan en ayrıntılı biçimde ortaya koyan mimar arkeoloğun bu çalışma sonucun elle tutulur gözle görülür bir proje, bilimsel çalışma sonucu ortaya konan sadece kroki ve çizimlerden ibaret değil, onun hayata döndürülmesi sonucu(37) ilim ve edebiyat eseri mahiyetinde bir çalışmadır. Daha önce yapılıp yok olmuş binanın gerçek anlamda projesinin ortaya konulması meselesinde aynen el yazmaları gibi, mevcut daha önce yapılmış eserin canlandırılması ve yeniden gündeme getirilmesi ve yeniden ortaya koyulması eser sahibinin hususiyeti sonucu olmuştur.” tespitine yer vermiştir.
III. Güzel Sanat Eseri Kapsamında Mimarlık Eserleri
Mimarlık eserlerinin konusunu yapılar oluşturur. Yapı, karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesislerdir(38). Uluslararası anlaşmalar ve Türk hukukunda, mimarlık eseri olan yapı güzel sanat eseri kabul edilerek fikri haklar kapsamında korunmuştur. Mimarlık eser ve mimari yapı birbirlerinden ayrı değerlendirilmesi gereken iki kavramdır. Mimarlık, birçok kavramsal ve sanatsal metni içinde barındıran; mimarın yaratıcı süzgecinden geçirilmiş, diğer yapılarla kıyaslandığında özgünlüğü olan yapılardır.
Mimarlık bir yapının belirli estetik geometrik ve sayısal kurallara göre inşa edilme sanatıdır. Bu yüzden mimarlık, insanların sadece barınma ve işlerinin sürdürme mekânlarının oluşturulması için değil; eğlence, ulaşım vb. ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacak mekânların da inşası sanatıdır. Estetik niteliğe sahip olan, konut veya işyeri ihtiyacının karşılanması amacıyla inşa edilen binalar; tren, otobüs veya hava taşıtları için inşa edilen istasyonlar ve terminaller, köprüler, tüneller gibi insanların çeşitli şekillerde kullanımına tahsis edilen diğer yapılar ile türbe veya anıt mezar gibi her türlü yapıya “mimarlık ürünü” denilebilir(39). Kanaatimizce Ateş’in mimarlık ürün ile kastedilmek istenen mimarlık eseridir. FSEK’te benimsenen kullanım ise mimarlık eserleridir.
Fakat örneğin AWCP’ne göre, mimarlık eseri niteliğinde bir yapıdan söz edebilmek için yapının insanın kullanımı ile doğrudan ilgisi olması aranmıştır. Bu doğrultuda mimarlık eser kabul edilen yapılar yapıda yaşamak, çalışmak, sosyalleşmek, zaman geçirmek gibi kullanıma dair alanlardır (40). Yapının bir çeşidi olan bina kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır(41). Kanaatimizce AWCP kapsamında mimarlık eserleri koruması yapı bina olduğu takdirde mümkün olacaktır.
Amerikan Hukuku kapsamında kioskların mimarlık eseri olarak tescil edilmesine ilişkin başvuru, Candle Co. V. New England Candle Co. davasında tartışılmış ve bir alışveriş merkezinin içindeki bir mağazanın yapı kapsamında kabul edilemeyeceği, mimarlık eserlerin faneway park gibi bezbol stadyumunun olabileceği karara bağlanmıştır. Ancak başka bir mahkeme tarafından bir garaj, mimarlık eseri sayılmıştır (42).
Türk hukukunda da olduğu gibi İsviçre hukukunda da kullanım amacının mimarlık eserlerin eser niteliği bakımından önemi yoktur. Zira konut, barınma amacına yönelik olsun olmasın hususiyet taşıdığı oradan mimari yapılar telif korumasından yararlanacaktır(43).
Mimar ve müteahhitler ve/veya arsa sahipleri arasında yapılan sözleşmelerde yapının “mimarlık eseri” olarak adlandırılması da yapıya mimarlık eseri niteliği kazandırmayacaktır(44). Keza bir mimari yapının mimarlık literatürüne geçmiş olması veya çeşitli ödüllere layık görülmesi, mimarlık eseri ve eser sahipliğini doğurmayabilir. Mimari yapılar bakımından ödüllerin içeriğine bakılmalı, güzel sanat eseri niteliğini ne kadar karşılıyor bu husus incelenmelidir.
Mimarlık eserleri, yapı eserleri olarak uygulamada mimari projeye dayanabilir. Mimarın, proje nedeni ile ilim ve edebiyat eseri sahibi olması ve projesini uygulayarak yarattığı estetik değere sahip bina üzerinde güzel sanat eseri sahibi olması mümkündür(45). Ancak ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olan mimarlık eserinden üretilen bir yapı şayet toplumsal yapının değişen ihtiyaçlarına cevap vermeyi amaçlayan anonim ve standartlaşmış modern yapı ise mimarlık anlamında sanatsal açıdan zamana tanıklık etmediği(46) gibi estetik değerden yoksun ise bu anlamıyla fikri mülkiyetin konusunu oluşturmamaktadır.
Türkiye bakımından yapılar incelendiğinde, mimarlık algısı bakımından en çok görülen yapılar, konut yapılarıdır. Genellikle konut yapıları estetik prensipler ya da özgün bir üslupla inşa edilmemiş; kullanıcı ve çevresi için düşünülen bir yaşam biçimi için tasarlanmıştır(47). FSEK kapsamında her ne kadar kullanım amacı mimari yapının eser niteliğini etkilemese de şartlarını taşımayan bir yapı güzel sanat eseri olarak nitelendirilemeyecektir. Ancak bu tür yapılarda dahi, mimarın hususiyeti üzerinde şekillenen bir estetik nitelik varsa, yapı güzel sanat eseri olarak korumdan yararlanacaktır.
Mimarlık eseri kavramından mimarlar tarafından yapılan tüm eserler anlaşılmamalıdır; mimarlık eseri her zaman bir mimari yapıdır ancak her mimari yapı bir mimarlık eseri sayılamayacaktır(48). Bir mimari yapı, estetik niteliği haiz ve sahibinin hususiyetini taşıyorsa ancak güzel sanat eseri niteliğinde mimarlık eseri sayılacak ve FSEK kapsamında korumadan yararlanacaktır. FSEK madde 4 kapsamında “mimarlık” ifadesinin içerisine iç mimari, peysaj, kentsel tasarım gibi mimarlık alanına dahil edilebilecek diğer alanlarda girmektedir.
1. Objektif Unsur
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun güzel sanat eserleri başlıklı 4. maddesinin 3. bendine göre, “Güzel sanat eserleri, estetik değere sahip olan; yağlı ve suluboya tablolar; her türlü resimler, desenler, pasteller, gravürler, güzel yazılar ve tezhipler, kazıma, oyma, kakma veya benzeri usullerle maden, taş, ağaç veya diğer maddelerle çizilen veya tespit edilen eserler, kaligrafi, serigrafi, heykeller, kabartmalar ve oymalar, mimarlık eserleri, el işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımları, fotoğrafik eserler ve slaytlar, grafik eserler, karikatür eserleri, her türlü tiplemelerdir(49).”
Bir mimari yapının FSEK kapsamında korunabilmesi objektif unsur kapsamında tespit edilmiş olma ve FSEK madde m. 4. b.3 kapsamında estetik değere sahip olma koşulunu karşılamalıdır.
Hukukumuzda temel prensip tespitin kurucu bir unsur oluşturmadığıdır. İlim ve edebiyat eser türü ile güzel sanat eserleri kıyaslandığında, tespit olgusunun güzel sanat eserleri bakımından kurucu unsur olduğu sonucuna varılmaktadır. Güzel sanat eserlerinin gözle görülerek algılanıyor olması, bir madde üzerinde cisimlendirilmiş olmalarını zaruri kılar(50). İlim ve edebiyat eserlerinden farklı olarak güzel sanat eserlerinde fikri ürünün ifadesinde dil, yazı, ses kullanılamaz. Güzel sanat eserlerinin dış dünyada algılanabilir olması dar anlamıyla cisimleşmesi iki ya da üç boyutlu olarak mümkündür. FSEK kapsamında güzel sanat eseri, teknik ve dar hukuk anlamıyla, statik bir yapıya sahiptir ve bir yüzey ve üç boyutlu madde üzerinde tecessüm ettirilmek sureti ile açıklanabilme özelliğine sahiptir(51).
Bir fikri ürünün güzel sanat eseri olarak korunabilmesi için eserde bulunması gereken objektif ve sübjektif unsurlara haiz olması gerekmektedir. Doktrinde güzel sanat eserleri bakımından unsurlar iki ile sınırlı iken, Ateş, bir eserin güzel sanat eseri sayılabilmesi için bu iki unsura ek olarak tespit edilmiş olma ve bedii vasfının bulunmasını saymıştır(52). Kanaatimizce, tespit edilmiş olma; ayrıca bir unsur olarak değerlendirilmemelidir, eşyanın doğası gereği maddenin metninden çıkan bir sonuçtur. Bedii vasfının bulunması ise sübjektif unsur kapsamında değerlendirilmelidir(53).
Suluk/Orhan’a göre objektif ve sübjektif husus, sahibinin hususiyetini taşımanın birer unsurudur. Gerçekten bir eser sahibinin hususiyetini taşıyabilmesi için o eserin sahibinin fikri bir çabası sonucunda meydana gelmiş ve sahibinin hususiyetini taşıyacak ölçüde şekillenmiş, yani somut varlığının olması gerekir.
Güzel sanat eserlerinin tespit unsuru zorunlu iken bazı güzel sanat eserleri bakımından tespit şeklinin ve hangi madde ile ve/veya materyal üzerinde tecessüm ettiğinin bir önemi yoktur. Taş, metal, pirinç, kâğıt, bez gibi herhangi bir materyal kullanılabilir. İnsan veya hayvanların dış yüzeyine, deri üzerinde de resim ve şekiller tespit edilebilir. İnsan bedeni üzerine, deriye, dövme (“tattoo”) denilen teknikle yapılan resimler ve/veya şekiller güzel sanat eseri olarak değerlendirilir (54). Japonya’da Kış Olimpiyatları nedeni ile yapılan heykeller de buzdan yapılmış olmasına rağmen, güzel sanat eseri niteliğindedir. Ya da örneğin, bahçe mimarisi de koruma şartlarını haiz olabilir, yaratıcılığın ve hususiyetinin açıkça görüldüğü bahçe, güzel sanat eseri kapsamında korumadan yararlanabilir(55). Ateş, fikri hukuka göre korunabilir bir güzel sanat eserinin varlığından söz edebilmek için fikri ürünün tecessüm ettiği vasıtasının az çok kalıcı olması gerektiğini ifade etmiştir.
Kural olarak güzel sanat eserleri kalıcı olmayan malzemeler üzerinde de gerçekleştirilebilir. Güzel sanat eserinin, kısa bir süre sonra ortadan kaybolacak olması, ortada korumaya değer bir fikri ürünün kalmadığı anlamına gelecektir. Bu itibarla, dağ veya tepe, duvarlar üzerine; kumlarla veya buzdan yapılan estetik değere sahip güzel sanat eserlerinin korunması mümkünken; su, hava üzerinde; kısa bir süre sonra kaybolacağı aşikâr olan malzeme ve alanlarda yapılan güzel sanat eserlerinin korunması teknik olarak mümkün değildir(56). Bilgisayar ortamında üretilen tüm güzel sanat eserlerinin, algılanabilirlik açısından gözle görünmemesi, yok olması anlamına gelmeyeceğinden; güzel sanat eseri niteliğindeki dijital fikri üretimler FSEK kapsamında eser korumasından yararlanabilecektir.
FSEK m. m.4 f.1’deki “Güzel sanat eserleri, bedii vasfı haiz olan” ifadesi “estetik değere sahip olan” şeklinde, 4110 sayılı KHK(57) ile değiştirilmiştir. Kanun koyucunun bedii vasfı yerine estetik kelimesini tercih etmiş olması iki hüküm arasında fark yaratmak amacıyla değil, Türkçeleştirmek adına yapılmıştır.
Estetik değere sahip olma FSEK madde 4 kapsamında maddi bir unsurdur. “Estetik(58)” kavramı sanatın pek çok tanımında yer alan ortak unsurdur. Eski Türkçede de “bedii” kavramıyla ifade olunan estetik terimi güncel dilimizde güzellik anlamına gelmektedir.
Objektif unsur bakımından; FSEK madde 4/3 kapsamında estetik değere sahip olan ve sahibinin hususiyetini taşıyan mimari yapılar, FSEK kapsamındadır. FSEK sistematiğinde estetik niteliğe haiz olma aynı zamanda sübjektif bir koşuldur. Her eserin özelliklerine göre ayrı ayrı ve eserin tabi olduğu güzel sanat dalı kurallarına göre değerlendirilmesi gerekir(59). Sübjektif unsur olan hususiyet, estetik değerle iç içe geçmiştir.
Güzel sanat eseri niteliğine sahip olan yapıları iki grupta ele almak mümkündür. Birincisi estetik nitelik taşımakla birlikte işlevsel özelliklere de sahip olan mimarlık eserleridir. Bu tür yapılarda işlevsellik özelliği yapının estetik özelliğini sınırlayabilmektedir. Ev, okul, hastane, kamu hizmet binaları, işlevselliği olan yapılardır. İkinci grup ise, işlevsellik özelliği olmaksızın yalnızca estetik değeri bulunan yapılardır; bu yapılar bakımından ön planda olan sanattır. mimarlık eserleri birer yapı olduklarından, yapının tanımı gereği yerin üstünde, yerin altında; geçici kalıcı; evler, okullar, hava alanları, köprüler, camiler, metro istasyonları, konser salonları, film setleri, stadyumlar, bahçeler, meydanlar olarak sayılabilir(60).
2. Subjektif Unsur : Hususiyet
Mimarlık eserleri, FSEK m.4 b.3’de kapsamında “estetik değere sahip olan” güzel sanat eserleridir. Ancak genel kurallar çerçevesinde bir mimari yapı bedii vasfının yanında eser sahibinin hususiyeti de taşımalıdır(61).
Zihni bir çaba sonucu ve yaratıcılık sonucunda yapıda meydana gelen estetik nitelik, katkının niteliği gereği hususiyeti de kapsayacaktır. Hususiyet ve estetik kavramları nitelikleri gereği iç içe geçmiş kavramlardır. Kural olarak yapı mimarlık eseri olarak kabul edilebilecek düzeyde estetik niteliğe sahipse hususiyet unsurunu da taşıyor anlamına gelmektedir (62). Her ne kadar hususiyet ve estetik birlikte değerlendirilen kavramlar olsa da bu bölümde hususiyet üzerinde durulacak olup estetik kavramı bir sonraki bölümde irdelenecektir. Hususiyetin bir diğer boyutu ise aynı türdeki diğer eserlerden farklı olması şartıdır (63).
Bozgeyik, bu farklılığı ‘bağımsızlık’ olarak tanımlamıştır. “Bağımsızlık, eseri ortaya çıkaran fikri faaliyetin eser sahibinin bizzat kendisinin, yani yaratılışında özgürlük bulunan bireysel iradesinin ürünü olması, başka her hangi bir kimse veya esere doğrudan bağlı olmaması ve eseri diğerlerinden farklılaştıran özelliklerin başka kaynaklardan alınmamış olmasını ifade etmektedir,” şeklinde tanımlamıştır(64). Bu tanımla birlikte, hususiyet kavramı orijinal, diğerlerinden farklı olmayı gerektirmektedir. Birbiri ile aynı olan eserler bakımından FSEK kapsamında koruma görecek olan ilk yaratılan eser olacaktır. Hususiyetin seviyesi, eserin korunabilirliği ile doğru orantılıdır.
FSEK koruması bakımından eserin, sahibinin hususiyetini yansıtacak ölçüde şekillenmiş olması yeterlidir. Bu durumda, eserin nihai şekli gibi, bu şekli alıncaya kadar geçen süreçte hususiyete sahip her bir formu ve taslağı da korumayı hak etmektedir (65).
Mimarlık eserleri tanımlanırken mimari yapının “dört duvar ve başımız üstünde bir damdan daha fazla olması olan şey” olduğuna işaret edilmiştir. Bu daha fazla olan şey, sanatsal, sosyolojik, antropolojik, ekonomik, tarihsel ve kültürel bir yapıyı işaret eder. Buradaki ifade tarzı mimardan mimara değişir ve ondan özellikler taşır.
Mimar, inşa edebilecek bir yapının mimari projesini yapı sanatı ve tekniği kurallarına uygun olarak düzenleyen ve mimari projenin uygulanması aşamasında, projenin uygulanmasını mesleki ve teknik bakımından denetleyip, yapının genel yöntemini yürüten uzmanlık sahibi kişidir (66). Mimar, yarattığı hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat eseri olan mimari proje, taslak ve krokiler ve güzel sanat eseri niteliğinde meserleri üzerinde eser sahibi olarak FSEK korumasından yararlanacaktır. Mimari projeler ve mimarlık eserleri, var olma amaçları neticesinde diğer eser türlerinden ayrılırlar.
Mimari proje ve eserler, kendi kategorilerindeki diğer eser türleri ile kıyaslandığında özellikli bir durum arz eder. Bu durum, fikri faaliyet alanını daraltan, nesnenin doğasından ve işlevselliğinden kaynaklanan biçimlendirme engelidir. Yapının biçimsel ve işlevsel özellikleri, mimarı fikri faaliyetini somutlarken sınırlamaktadır. Yalnızca yapının kendisi değil, yapı sahibinin talepleri, imar mevzuatı gibi başkaca konularda mimarın eserini dilediği gibi yaratmasına ket vurmaktadır. Bu yanıyla mimarın, eserleri üzerinde hangi kategoride olursa olsun hususiyetini dilediği gibi yansıtması sınırlı ve zordur. Bu anlamda mimarlık eserlerin yalnızca bir güzel sanat eseri sayılmaları mümkün değildir. Mimarlık eserin temel işlevinin barınma ihtiyacını karşılamaya yönelik kısmı dikkate alındığında, güzel sanat eserinin işlevsel de olması beklenmektedir.
Mimarlık eserinin konusunu oluşturan yapı, mevcut şekli bakımından mimarı kısıtlamaktadır. Diğer güzel sanat eserleri ile kıyaslandığında mimarlık eser, eser sahibinin sınırsız yaratıcılığını işlevsellik ve fonksiyonel olma özellikleri ile sınırlar. Herkes tarafından bilinen ve kullanılan biçimlendirme unsurları ve teknik gereklilikler olarak ortaya çıkar. Mimarin mesleki niteliği göz önüne alındığında bilim ve tekniğe dayalı çizimler her zaman yaratıcı ve estetik değere sahip değildir. Kentleşme içerisinde, birbirinin aynısı olan ve herhangi bir estetik değere sahip olmayan binalar güzel sanat eseri sayılmamaktadır. Bu nedenle mimarlık eserleri bakımından hususiyet, diğer eser türlerine kıyasla daha dar yorumlanmaktadır. Diğer sanat eserlerinde koruma sınırı düşük olup, sınır aşıldığında eser geniş bir telif koruması elde edebilmekte, mimarlık eserlerinde ise korumanın genişleyebilmesi hususiyetinde aynı ölçüde belirginleşmesi ile olmaktadır. Bir yapının dış görünümünün ve yapısının orijinalliğine diğer bir anlatımla hususiyetine karar verilirken, yapının boyutları, hatları, farklılıkları yanında görünümü, cephesi, malzemenin ve renklerin seçimi de dikkate alınmalıdır. Orijinallik sıradanlığın karşıtıdır (67).
Yargıtay’ın Mutlu Tatil Sitesi’ne ilişkin kararında “mimari yapının eser olarak korunabilmesi için güzel sanat eseri olmasının yetmeyeceği, ayrıca estetik niteliğe haiz olması gerektiği; mimari yapının estetik niteliği haiz olup olmadığının ve yapının her şeyden önce fonksiyonel olarak belirli ihtiyaçları karşılamak zorunda olduğunun da dikkate alınarak konunun incelenmesi gerektiğini açıkça belirtilmiştir(68). Yargıtay, kararında estetik niteliği vurgularken aynı zamanda bir hususiyet değerlendirmesi de yapmaktadır. Bu kapsamda bir yapının fonksiyonel olarak belirli ihtiyaçları karşılamak zorunda olmasının mimar bakımından getirdiği sınırı hususiyet ve estetik değerlendirmesinde kabul ettiği aşikârdır.
Eserde düşük seviyede olsa da hususiyet bulunması koruma için yeterlidir. Buna karşın, mimarın yaptığı iş, sadece bilinen biçimlerin veya çizgilerin kullanılarak birbiri ile bağlantılanması olduğu, bir başka deyişle mimarın sadece iş gücü yeteneğinden ibaret olduğu takdirde telif korumasından yararlanılmayacaktır.
İsviçre Hukuku’nda mimarlık eserleri bakımından bir yapı söz konusu olduğunda değerlendirilen dış görünüm, yapısal özellik, iç görünüm ve çevredir(69). İsviçre Hukuku’nda “LDA”, mimardan son derece orijinal bir eser ortaya koymasını istememekte, bilakis yaratıcı aktivitenin zayıf bir derecesini de kâfi görmektedir Buna mukabil, bilinen şekillerden veya basit çizgilerden oluşan yahut ayrıntılarda hiçbir yaratıcı özgünlüğü taşımayan işlerin korunmasını da reddetmektedir(70).
Yapı inşası konusunda herkes tarafından bilinen ve kullanılan şekiller ve stiller telif hakları ile korunmakta, bunlar üzerine hiç kimse bir telif hakkı tesis edilmemektedir. Bir binanın çatısının kubbe biçimde, düz ya da kemerli olması bu niteliktedir. Örneğin bir yapıyı silindir biçiminde veya çok kenar yapma düşüncesi korunmazken, hususiyete sahip olması şartıyla, böyle bir düşünceyi ifade eden somut taslak korunabilmektedir(71).
Mimarlık eserlerde yapının işlevi ile teknik gerekliliklerin koruma kapsamını nasıl etkilediği somut olayın özelliklerine göre ve ayrıntılı bir şekilde analiz edilmelidir.
Serbest biçimlendirme bakımından eser sahibini kısıtlayan ve sınırlandırılan öğeler telif hukuku bakımından korunmamaktadır. Mimarlık eserlerinin tasarımı bakımından da aynı kural uygulama alanı bulacaktır. Hususiyete sahip şekilde üretime elverişli bir fikri faaliyet alanı bulunmadığı durumlarda koruma şartları oluşmayacaktır (72). Mimarın, planlamasında kendi kişisel biçim oluşturma gücünü ve sanatsal kişiliğini kullanmadığı işlevsel binalarda telif korumasının bulunmadığı yönünde kararlar Alman hukuku bakımından da kabul edilmiştir(73).
Mimarlık eserleri, diğer güzel sanat eserleri ile kıyaslandığında çok daha özgün niteliklere sahiptir. Mimarlık eserleri bakımından hususiyet alanını ve dolayısıyla koruma çerçevesini daraltan temel faktörler dikkate alındığında hususiyetin yapıda nasıl değerlendirilip inceleneceği büyük önem taşımaktadır.
Yapılar içinde ve/veya üzerinde kullanılan, haricen eklenen sanat ürünleri yapıda hususiyet anlamına gelmemektedir. Yapı üzerine eklenen heykeller, resimler; güzel sanat eseri niteliğini haiz olsa da dahi, Mimarlık eserler bakımından aranan estetik niteliği yapıya kazandırmış sayılmayacaklardır. Yargıtay, Cumhuriyet Kapısı Projesi’ne ilişkin kararında, yapıyı ve kapının sağ ve sol tarafına konulan rölyefleri birbirinden ayırmış; davacının yalnızca rölyef sahibi olduğundan bahisle yapı üzerinde hak sahibi olmadığını ifade etmiştir (74).
Mimarlık eserlerinde hususiyet unsuru yapının biçimde aranmalıdır. Diğer bir anlatımla yapı tasarımında aranması gerekir. FSEK kapsamında mimarlık eserinin tanımı yapılmamıştır. Bir yapı iç, dış (cephe veya çatı gibi) ve çevre tasarımı itibariyle telif korumasını hak edebilmektedir. Mimarinin hem bir bilim hem de sanat dalı olması, bütün mimari ürünlerin sanat eseri olarak kabul edilmesi sonucunu doğurmayacaktır. Mimarlık eserleri bakımından, hususiyetin arandığı biçimde; mimarın yapı öğelerini, unsurlarını, yapının işlevsel gerekliliklerini özgün bir şekilde tasarlanması ve bir arada yeniden ifade ettiği üç boyutlu yapı biçimi, fikir ve sanat eserleri bakımından korumadan yararlanacaktır(75).
FSEK kapsamında hususiyet, mimarın kendine tanınmış olan alanda özgün tasarımlar meydana getirebilmesi ile sağlanmış olacaktır. Diğer bir ifade ile mimarlık eseri korumasından söz edebilmek için, teknik olarak önceden belirlenmiş ve yaygın bir şekilde bilinen kullanılan biçimsel değerlerin, özgün bir teknik yöntemin kullanılması ile çözümünü aşan bir hususiyetle tasarlanması gerekir. Yapının çevre ile uyum ve ahengi, yapı malzemelerin seçilmesi, pencere tasarımları, çatının şekli gibi hususlardaki hususiyet, yapıya mimarlık eseri niteliği kazandıraraktır. Kullanılan malzemenin belli bir yapıya özgü tasarlanıp uygulanması veya renklerin seçimi o yapıya hususiyet kazandırabilecektir (76). FSEK kapsamında koruma, yapının ana gövdesi ve dış görünüşüne ilişkindir, iç mekân ve yapıya ait odalar mimarlık eserleri bakımından değerlendirilmemektedir (77).
Portekiz’e özgü olan ışık ve ısının yönünü dönüştürme amaçlı pencere kafeslerinden esinlenerek binaların cephelerini, tavan pencerelerini, çağdaş malzemeler kullanarak desenli filtre ile kaplayan sanatçı Koch (78), pleksiglas tabakaları açılır panellere yerleştirerek oyma desenlerle kaplı pencereleri çağdaş mimari yapıtlarında kullanmıştır. Bu eseri ile aynı zamanda 4. Jameel Ödülü’nü alan Lucia Koch; yapıya estetik nitelikte teknik çözümler getirerek kanaatimizce bir yapıya mimarlık eseri niteliği kazandırabilecek bir katkı sağlamıştır.
Bir yapıda klasik ve sıradan unsurların yerine sıradan olmayan unsurların kullanılması mimarlık eseri niteliği bakımından dikkate değer ve önemlidir. Münferit cephe, balkon, çatı ve giriş tasarımları yapıyı mimarlık eseri koruması kapsamına dâhil edebilmektedir. Örneğin apartmanın belirli ve alışılmışın dışında bir dış cephe biçimi, üç kanatlı pencerelerin kullanımından oluşması, binayı mimarlık eseri olarak tanımlamaya yetecek düzeyde hususiyetin varlığı anlamına gelebilmektedir (79).
3. Estetik Olma Şartı
Güzel sanat eserleri başlıklı FSEK m.4 “güzel sanat eserleri, estetik değere sahip olan mimarlık eserleri” ifadeleri ile ancak estetik değere sahip olan yapıların mimarlık eser niteliği ile FSEK korumasından yararlanacağını hükme bağlamıştır. Estetik değer, mimarlık eserleri alelade yapılardan ayıran ve yapılara güzel sanat eseri niteliği kazandıran ayrım noktasıdır. Güzel sanat eserleri, görme duyusuna hitap eden, estetik haz uyandıran, bir yüzey üzerinde yahut cisim halinde oluşmuş fikir ürünleridir (80).
FSEK m.4 kapsamında ele alınan sanat eserleri görsel veya plastik olarak adlandırılan sanat grubuna aittir. Bu gruba giren sanat ürünleri, resim, heykel, mimarlık eserleri gibi iki veya üç boyutlu ürünlerdir(81). Çalışmamızın konusunu mimarlık eserleri oluşturduğundan estetik kavramı, mimarlık eserleri bakımından incelenecektir. Alelade bir yapı ile mimarlık eseri niteliğindeki yapı arasındaki fark estetik değerdir. Hangi yapıların FSEK kapsamında korumadan yararlanacağının tespitinde estetik değerin ne anlama geldiğini ve nasıl değerlendirilmesi gerektiği oldukça önemlidir.
Etimolojik yönden estetik kelimesi Yunanca duygusal algılama anlamındaki aisthetikos kelimesinden diğer dillere geçmiştir. Batı dillerinden mimari sözcüğünün kökeni, Yunanca üstünlük, kusursuzluk, mükemmellik anlamındaki archi ve yapım (inşa) anlamındaki tektonia kelimelerinin birleşimi olan architektoniadır (82).
Estetik, duyguların sağladığı bilgilerin bilimidir. Güzelin ne olduğunu varlık ve bilgi görüsüyle sistemli bir biçimde araştıran ilk filozof Platon iken, sözcük anlamı Grekçe aesthesis (algı, duyum) den gelen estetik kavramını ilk kez bağımsız bir disiplin olarak kullanan filozof ise A.G. Baumgarten olmuştur. Ona göre estetik, "güzel üzerine düşünme bilimidir”(83). Hem estetik hem de güzellik kavramları göreceli ve kesin tanımları yapılamayan; insanın beğeni, sevme ve özgü algısı üzerinden şekillenen ve mutlak olmayan kavramlardır. Ancak bu muğlak alan, mimarlık eserlerinin FSEK kapsamında korumadan yararlanabilmesi için tanımlanması gereken zaruri bir unsurdur.
Mimarlık eserleri için FSEK koruması, yapıların işlevsel amaçlarla değil estetik amaçlarla biçimlendirilmesine dayanmaktadır. Estetik niteliğin, işlevsel nitelikten oldukça önde ve yüksek olması gerekmektedir. Mimarlık eserlerinde işlevsellik, anlamsallık ve estetik nitelik bir arada bulunabilmektedir.
Anıtlar dışındaki mimarlık eserlerinin tamamı çeşitli işlevsel amaçlara sahiptir. Mimarlık eserlerin işlevsel olma özelliği, sanat eseri kavramı üzerinde var olan telif hakkı ile çatışan bir meseledir. Mimarlık eserinin işlevinin yer aldığı çevre ve sahip olduğu teknik yapının yapıyı önceden belirlendiği hallerde, yapı tasarımının ortalama çözümlerden veya herkesçe bilinen biçimlerden farklı olması gerekmektedir(84). Bu farklılık estetik değerle birleşebildiği ölçüde hususiyet kavramını gündeme getirecek ve mimarlık eserden söz edilebilecektir. Bir önceki bölümde de belirtiğimiz üzere estetik ve hususiyet iç içe geçmiş kavramlardır.
Mimari yapılar estetik olması için inşa edilmezler. Bir bina işlev, yapı(strüktür) ve şekil olmak üzere üç ana faktörün bir araya gelmesiyle oluşurken binanın estetik değeri biçimde meydana gelir. Bir sanat yapıtını ötekilerden ayırt edebilecek bir duyusal yaşantı nesnesi haline getiren ona özgünlüğü, bireyselliği, iç bütünlüğü kazandıran bütün öğeler biçimseldir. Dolayısıyla estetik değer de biçimde aranır.
İşlev, biçim ve anlam çağrışımı bir araya geldiğinde mimarlık göstergesinin temsil ettiği nesne ile ilişikleri söz konusu olacaktır(85). Biçim, bir mekanın kurulum ya da seklini belirler. Düzlem (shape) ise iki ya da üç boyutlu bir objenin sınır ya da yüzeylerini belirler. Mimarlık eserleri bakımından estetik nitelik biçimde; renk, malzeme, kompozisyon, sitüasyon, proposizyon, ölçü, fonksiyon gibi ögeler üzerinden şekillenmektedir (86).
Mimarlık eserleri, güzel sanat eseri niteliği taşıyan; birçok sanat akımı ile şekillenen, çeşitli stiller belirlenerek meydana getirilen yapılardır. Örneğin, mimaride Art Nouveau, Kübist ve Art Deco yaklaşımlarının üslupsal ve yaratıcı özelliklerinden beslenen ve modern miras kapsamında değerlendirilen yaklaşımları Almanya’nın Neues Bauenin işlevsel sanatı, Fransızların betonarme deneyleri, makine çağı sanatı, Rus Konstrüktivizmi’nin sosyal ve politik temelleri, uluslararası üslubun “işlevsel” yaklaşımını ve bunların bölgesel varyasyonlarını ortaya koymaktadır (87). Tüm bu yaklaşımlar bir anlamıyla stildir.
Alman Mahkemesi mesken niteliğinde bir binaya ilişkin kararında, mimar tarafından yapılan ev projesinin temel unsurlarıyla, bölme çatılı, sekiz köşeli, iki katlı, küçük kuleli, zemin katta kış bahçeli, birbirine geçmeli balkon ve çatılarda evde kullanılan her bir bileşenin Orta Avrupa’da görülen büyük müstakil evlerin bilinen modeliyle örtüştüğünden yeni ve hususiyet içermediğine ve bu anlamıyla özgün olmadığına karar vermiştir(88). Alman Yüksek Mahkemesi, başkaca kararlarına yapı problemini estetik içerikli teknik bir çözüm ile bertaraf etmiş olan mesken tasarımlarının korunabileceği yönünde kararlar vermiştir(89).
Mimarın hedefi estetik ve fonksiyonelliktir. Ancak mimarlık eserlerinde stil estetik değeri beraberinde getirir ön kabulü mümkün değildir. Zira stil belirli kurallara uyulmasını zorunlu kıldığından; belirli bir stile göre yapı inşası, yapıya estetik nitelik kazandırmaz (90). Yapıda estetik niteliğin mevcudiyetinden söz edebilmek için mimar, uyduğu stil içinde estetik değer yaratmalıdır (91). Kanaatimizce, belli bir stil içerisinde inşa edilen tüm yapılar stil nedeni ile biçimde bir aynılık taşıyacak ve biçimde hususiyetin ve özgünlüğün varlığından söz edilemeyecektir.
Mimarlık eserlerinde bakımından estetik değer değerlendirilirken yapının estetik niteliği hakkındaki fikir; yapının temas ettiği insan toplumunun kültürü, tarihi ve inancı ile ilişkisi; yapıda kullanılan malzemelerin çeşit ve uyumluluğu; yapının çevresi ile ahengi; yapıda kullanılan renklerin, oyma, kakma vs. unsurların seçim ve uyumu; yapının arsa üzerindeki konumlanması; yapının şeklinin iklim şartları ve güneş ışığı ile ilişkisi; yapının genel kompozisyonu gibi objektif ölçütler incelenmelidir(92).
Mimarlık eserlerinde ilk gaye işlevsellik olduğundan, estetik nitelik değerlendirilmesi diğer güzel sanat eserleri ile kıyaslandığında daha esnek bir şekilde değerlendirilmelidir. Nitekim Yargıtay bir kararında “Şüphesiz bu değerlendirme yapılırken de, bütün mimari yapıların az veya çok projeyi yapan mimarın özelliğini taşıdığı, fakat bir mimari yapının her şeyden önce fonksiyonel olarak belirli ihtiyaçları karşılamak zorunda olduğu ve bu zorunluluk mimarın serbest yaratma imkânlarını kısıtlayacağından, yapının estetik niteliğinin de ona göre irdelenmesi gerekeceği bilirkişilerce gözardı edilmemelidir(93)” ifadeleri ile esnekliğin altını çizmiştir.
Viyana’da Hundertwasser-Haus ile ilgili plan yapan mimarların telif hakkına ilişkin uyuşmazlığında, tekniğin ve sanatın birleşiminde kullanılan biçimlendirme elemanlarının teknik boyutu ve ne ölçüde güzellik, zevk ve estetik nedenlerle seçilmiş olduğu; teknik çözümlerin bulunmasında hareket serbestliğinin aşılıp aşılmadığı ve bu hareket serbestliğinin yapısal hangi detayında ifade edildiği konularının ayrı ayrı korumadan yararlanabilmek adına değerlendirilmesi gerektiği görüşüne varılmıştır(94).
IV. Mimarlık eserlerinin Tasarım Hukuku Kapsamında Korunması
Güzel sanat eserlerinde işlevsellik kıstaslarının önem arz ettiği durumlar bakımından üretilen ürünlerin eserin tasarım niteliğinin söz konusu olması da mümkündür. Ortada güzel sanat eserleri şartlarını taşıyan bir tasarım var ise bu kez tasarım hem FSEK kapsamında hem de Sınai Mülkiyet Kanunu(95) kapsamında korunacaktır.
Tasarımlar, sanat yapıtları gibi estetik olabilir. Sanat yapıtının estetik olması varlık koşuludur. Tasarım ise estetik değil genellikle işlevseldir. “Bu bağlamda sanat yapıtı bireysel bir faaliyetin ürünü ve özgün iken tasarım seri üretim; fabrikasyon işi ve işlevseldir(96)” FSEK Güzel Sanat Eserleri m.4 “Krokiler, resimler, maketler, tasarımlar ve benzeri eserlerin endüstriyel model ve resim olarak kullanılması, düşünce ve sanat eserleri olmak sıfatlarını etkilemez(97).” ifadeleri kümülatif korumayı hükme bağlamıştır. Aynı zamanda resim, logo, maket vb şekillerin ayırt edici işaret nitelikleri bulundukları takdirde Sınai Mülkiyet Kanunu çerçevesinde marka olarak kullanılması da mümkündür (98).
Mimarlık eserlerinin işlevsel olma niteliğinin ön planda olması güzel sanat eserleri karşısında mimarlık eserlerinin daha özgün bir hale getirmiştir. Mimarlık eseri üretimini teşvik amacıyla oluşturulan yarışmalar terminolojik olarak “mimari tasarım” ifadesi kullanılmaktadır (99). Ancak tasarım ibaresi hukuki terminolojideki tasarım olarak algılanmamalıdır. Topluluk ve Türk hukukunda mimarlık, çevre ve şehircilik gibi taşınmaz yapı tasarımlarının tasarım mevzuatına göre korunup korunmayacağı hususunda açık hüküm bulunmamakla birlikte ağırlıkta olan görüşe göre taşınmaz tasarımları sadece FSEK hükümlerine göre korunup tasarım mevzuatıyla korunmayacak olduğudur.
V. Mimarlık eserlerinde Eser Türü Ayrımının Önemi
Bir yaratıcı ürünün Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunabilmesi için öncelikle ortada bir eser olması gerekmektedir. Açıklandığı üzere sahibinin hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat eseri ve güzel sanat eseri niteliğindeki fikir ve sanat ürünleri FSEK kapsamında mimarlık eseri sayılacak ve korunacaktır.
Mimarlık eserlerinin iki ayrı eser kategorisi içinde somutlaşmış olması uygulama bakımından çok önemli sonuçlar doğurmaktadır. Mimarlık, yapısı iki ayrı süreci kapsadığında bu süreçlerde oluşan eserler birbirlerinden bağımsız ve birbirlerinin eser niteliğine etki etmemektedir. Dolayısıyla her bir sürecin sonunda ortaya çıkan hususiyet taşıyan fikir ve sanat ürünlerini ayrı ayrı değerlendirmek hak sahipliğinin tespiti bakımından hayati önemi sahiptir.
İlim ve edebiyat eseri niteliğindeki mimarlık eserleri ile güzel sanat eseri niteliğindeki mimarlık eserlerinin en önemli farkı bedii vasıfta kendini gösterir. İlmi ve teknik özelliği olan ve estetik vasfının bulunmaması kural olan ilim ve edebiyat eserlerinin aksine güzel sanat eserlerinde estetik vasıf kurucu unsurdur. İlim ve edebiyat eserleri kategorisinin konusunu her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri oluştururken güzel sanat eserleri kategorisinin konusunu mimarlık eseri niteliğindeki yapılar oluşturur.
FSEK m.2 f.3 ile FSEK m.4 f.3 arasındaki esaslı fark korunacak nesnenin kendisidir. FSEK m. 2 kapsamında İlmi ve teknik nitelikteki plan ve tasarımlarda yalnızca bu nitelikteki çizimler korunurken, güzel sanat eseri teşkil eden tasarımlarda tasvir edilen eser korunmaktadır.
Güzel sanat eserleri niteliğindeki mimarlık eserleri, yapı eserleri olarak uygulamada mimari projeye dayanabilir. Mimarın hususiyetle yaratmış olduğu mimari proje ilim ve edebiyat eseri niteliğini karşılıyorsa FSEK m. 2.f.3 kapsamında eser olarak korunur. Ancak eser niteliğindeki mimari projenin uygulanması sonucunda ortaya çıkan yapıda yeniden bir eser değerlendirilmesi yapılması zaruridir. Şayet ilim ve edebiyat eseri niteliğine dayalı proje sonucu oluşan yapı mimarın hususiyetini ve estetik nitelik taşıyorsa ancak güzel sanat eseri niteliğinde bir mimarlık eseri bir diğer bir anlatımla yapıdan söz edilebilecektir.
Yargıtay önüne gelen bu tür davalarda, binanın mimarlık eseri olmaması nedeni ile “Projesinin uygulanması suretiyle oluşturulan ve davalının mülkiyetinde olan binanın estetik değere sahip olan bir mimarlık eseri olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, korunması gerekenin sadece ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki proje olduğu” gerekçesi (100) ile davaları reddetmektedir.
Eser niteliğinde bir projeden oluşan yapının doğrudan güzel sanat eseri sayılacağı ön kabulü mümkün değil. Eser niteliğindeki bir mimari proje ile inşa edilen bir yapı mimarın hususiyetini taşımıyor ve estetik niteliği haiz değilse bir eserden söz edilemeyeceği gibi ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bir mimari çizim yokken yaratılan yapı estetik ve sahibinin hususiyetini taşıyorsa güzel sanat eseri niteliğin bir mimarlık eseri olabilir.
Yerel Mahkemenin önüne gelen bir uyuşmazlıkta, davacı mimar, mimari çizimlerini yaptığı 30 adet iki katlı deniz evi villasında yapılacak değişikliklerin eser sahibi olması nedeniyle kendisinin iznine tabi olduğunu iddiası ile dava açmıştır. Oysa mimar, yalnızca çizdiği projenin sahibidir. Şayet villalar mimarın hususiyetini taşıyan, özgün ve sanatsal niteliği olan yapılar olsaydı, o halde mimarın bu dava bakımından haklı olacağı düşünebilirdi.
Yerel Mahkeme, dava konusu uyuşmazlıkta eser türleri ve nitelikleri bakımından inceleme yapmamış ve hatalı bilirkişi raporuna dayanarak davacının çizdiği mimari projenin estetik vasfı nedeniyle eser olarak kabul edilmesi gerektiğine hatalı bir şekilde karar vermiştir. Elbette bir mimari proje aynı zamanda estetik nitelik taşıyorsa güzel sanat eseri de sayılabilir ancak işbu davada bu sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Yargıtay (101), Yerel Mahkemenin kararında, görüşüne başvurulan bilirkişi heyetince davacı tarafça düzenlenen tadilat projesinin 5846 sayılı FSEK 2/3 maddesi kapsamında ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Ancak dava konusu proje kapsamında inşa edilen yapıların eser niteliği değerlendirilmemiş ve estetik vasfı bulunduğu kabul edilerek inşa edilen yapıların 4/3 üncü maddesi kapsamında güzel sanat eseri niteliğinde mimarlık eseri olduğuna hükmetmiş ve her bir yapının çatısında yapılan değişiklik nedeniyle mimarın eser sahipliği hakkının zarar gördüğünden bahisle davanın kabulüne karar vermiştir.
Yargıtay ise “mahkemece benimsenen bilirkişi raporlarında söz konusu yapıların mimarlık eseri niteliğinde olup olmadığına ilişkin bir görüş açıklanmadığı gibi esasen bir binanın FSEK 4/3 maddesi anlamında güzel sanat eseri olabilmesi için tek ve eşsiz nitelikte estetik unsuru bünyesinde bulundurması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta aynı projeden 30 adet üretilen binaların her birinin bağımsız birer güzel sanat eseri olarak kabul edilmek suretiyle 30 adet güzel sanat eserine tecavüz edildiğinden bahisle sonuca varılması doğru görülmemiştir.” ifadeleri yerel mahkemenin kararını bozmuştur. Yargıtay bu kararı ile ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki projeden üretilen yapıların doğrudan güzel sanat eseri olamayacağını, her bir eser kategorisi bağlamında ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerektiğini ve iki eser kategorisi arasındaki farkın uygulamadaki sonucunun altını çizmiştir.
Belirtmekte yarar var ki, Yargıtay’ın bu karar bakımından vermiş olduğu hususiyet tanımı Bozgeyik’in de katıldığı eserin diğerlerinden farklı olması gerekliliğine ilişkin görüşle uyumludur. Birbiri ile aynı olan eserler bakımından FSEK kapsamında koruma görecek olan ilk yaratılan eser olacaktır. Hususiyetin seviyesi ile eserin koruna bilirliği ile doğru orantılıdır. Ancak Yargıtay dahi zaman zaman vermiş olduğu kararlarda, FSEK m.2 f.3 ilim ve edebiyat niteliğindeki mimarlık eseri ile FSEK m.4 f.3 kapsamında güzel sanat eseri niteliğindeki mimarlık eseri ayrımını yerinde bir şekilde uygulayamamaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu bir kararda, Aşti-Ankara Otobüs Terminalinin mimari projesinin uygulanması esnasında inşaatta çeşitli değişikliklere gidilmiş ve eser sahibi yapıda meydana gelen değişiklikler bakımından hak ihlali kapsamında talepte bulunmuştur.
Yargıtay, yapı üzerindeki değişiklikleri, eserin bütününde ve hususiyetinde meydana gelen değişiklik olarak yorumlamamış ama mimari projenin FSEK m.2 ve m.4 kapsamında ilim ve edebiyat eseri ve güzel sanat eseri olduğunu kabul etmiştir. Bu yanlış tanımlama kapsamında yapının estetik niteliği hiç değerlendirilmezken, mimari projenin güzel sanat eseri niteliğini haiz olduğu tespiti zaten FSEK’na uygun değildir (102).
Av. Burcu Kaya
Kaynakça
1 75 Cahit Suluk, Panel, “Fikir ve sanat eserleri Hukuku’nda Mimarlık Eserleri” TMMOB MİMARLAR ODASI Ankara, 2015.
2 FSEK m.2 b.3.
3 Karahan/Suluk/Saraç/Nal, Fikri Mülkiyet Hukukunun esasları, 2. Bası, Ankara 2007.
4 Erel, s.19; Tekinalp, s.123.
5 TMMOB Mimarlar Odası, Merkez Yönetim Kurulunun 22.12.2006 tarih ve 40/17 sayılı kararı ile kabul edilen MimarlıkMimarlık Hizmetleri Şartnamesi ve En Az Bedel Tarifesi (MHHŞEBT).
6 MHHŞEBT, md 7-1.
7 MHHŞEBT, md 7-2.
8 MHHŞEBT, md 4.
9 MHHŞEBT md 7-3.
10 Gürhan Sefa Doğrul, Mimarın Fikir ve sanat eserleri Hakkı, Ankara 2013 s. 86-87.
11 Nişanyan Sözlük http://www.nisanyansozluk.com/.
12 Hamdi Yasaman, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku Makaleler, Hukuki Mütaalalar, Bilirkişi Raporları II; Vedat Kitapçılık, İstanbul 12.
13 Öztan s.124.
14 İçerdiği özgün teknik çizimler nedeniyle motorlu testerenin kullanım kılavuzu, akış planını ortaya koyan ve hızlı bilgi sağlayan teknik data listesini içeren çizimler fikir ve sanat eserleri koruması kapsamındadır. (Bozgeyik, s.85 dn. 265’den naklen).
15 Avan proje; belirli bir konunun, kesin ihtiyaç programına, öngörülen maliyet tavanına arsa verilerine ve fikir projesi yarışma ile elde edilmiş ise bunlara ilave olarak, yarışmaya teklif edilen proje ile bu proje hakkındaki jüri tavsiyelerine uygun çözüm getiren ve Bakanlıkça başka bir ölçekte istenmediği takdirde 1/200 ölçeğinde düzenlenen projesidir. Avan projede; vaziyet planı, kat planları, çatı planı kesitler, görünüşler bulunur. Avan projeye mimari rapor eklenir.
16 Ceritlioğlu/Öngören, s.33.
17 Tekinalp, s.123.
18 Erel, s.43.
19 Alan K. Lathrop, “Copyright of Architectural Records: A Legal Perspective” Vol.49, 1986 s.414.
20 Yarg.11. HD T.25.09.2007 e. 2006/9185 K. 2007/11289; Yavuz/Alıca Merdivan s.302
21 Öztan, s.21; Bozbel, s.44.
22 Hamdi Yasaman, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku Makaleler, Hukuki Mütaalalar, Bilirkişi Raporları II; Yasaman Vedat Kitapçılık, İstanbul 12, s.3Arslanlı, s.41; Ayiter, s.48. 23 Bozbel, s.44.
24 Kılıçoğlu, s.17-18.
25 Troller (Baukunst), 8; Neumeister/Gamm, 2679 (Aktaran Doğrul s.103, dn. 407).
26 Cherpillod/Dessenmontet, s.64.
27 Yarg. 4. HD, 28.05.1984, E. 1984/2865, K. 1984/5113 (Naklen Ceritoğlu/ Öngören s. 198.)
28 OLG Karlsruhe, GRUR 1975, 664 -Architektenplan- Binder/Kosterhon, 29 (aktaran Doğrul, s.104 dn. 412).
29 Öztan, 126.
30 Doğrul s.162.
31 Yarg.11.HD. 11.2.2010, 2008/5296 E. 2010/1568 K. www.corvus.com.tr.
32 Doğrul, s. 104.
33 Troller (Architektur) (Doğrul s.102’den naklen).
34 2001 R.P.C. 23; 1O Ekim 2000 www.westlaw.uk.
35 Yarg.11 HD. 2011/12553 2013/14085 02.07.2013 www.corvus.com.
36 Yarg.11. HD. T.11.02.2010, E. 2008/5296, K.2010/1568 K. Yavuz/Alıca/Merdivan s.538.
37 Turkay Alıca, Fikir ve sanat eserleri Hukukunda MimarlıkMimarlık eseriler Paneli, TMMOB Ankara Şubesi, Aralık 2015, s.52.
38 09.05.1985 tarihli 18749 sayılı R.G.’de yayınlanan 3194 sayılı İmar Kanunu Tanımlar 5. Maddesi
39 Ateş, s.229.
41 3194 sayılı İmar Kanunu m.5.
42 David Shipley, “The Architectural Works Copyright Protection Act at Twenty; Has Full Prtection Made a difference?” University of Georgia School of Law, Journal of Intellectual Property Law, Volume 18, 2010 ,s.11.
43 Cherpillod/Dessemontet s.64.
44 Uyan, s. 84, Tosun s.118, aksi görüş için Erel, s.142.
45 Yavuz/Alıca/Merdivan; s.138.
46 Choay, FDas architektonische Erbe, eine Allegorie, Geschichte und Theorie der Baudenkmale, Vieweg, 1997.
47 Omay Polat, E.E.,(2008), Megaron YTÜ Mim. Fak. E-Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, 2008.
48 Ateş, s. 230.
49 FSEK m. 4.
50 Duygun Yarsuvat; Türk Hukuku’nda Eser Sahibi ve Hakları, Genişletilmiş İkinci Baskı, İstanbul 1984
51 Ateş, 216.
52 Ateş, s. 217.
53 Yavuz/Alıca/Merdivan, s.141.
54 Ateş s. 216.
55 Öztan, 134. 130 Ateş, s. 217.
56 07.06.1994 tarihinde kabul edilen 4110 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname 12.06.1995 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
57 Kılıçoğlu, s.41; Dural s.109.
58 “1.isim Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu, bedii, bediiyat; 2. sıfat Güzellik duygusu ile ilgili olan; 3. sıfat Güzellik duygusuna uygun olan; 4. felsefe Güzelliği ve güzelliğin insan belleğindeki ve duygularındaki etkilerini konu olarak ele alan felsefe kolu, güzel duyu, bedii” Bkz.:www.tdk.gov.tr
59 Yavuz/Alıca/Merdivan, s.138.
60 Bozgeyik, s.72-73.
61 Yasaman, Mimari Proje ve Mimarlık eseriler, Fikri Mülkiyet Yıllığı 2010 s.559.
62 Doğrul, s. 107.
63 Cherpillod/Desemontet, s.67.
64 Bozgeyik, s.53.
65 Bozgeyik, s.55.
66 Göktürk Uyan, İsviçre-Türk Hukukunda Mimari Proje Düzenleme Sözleşmesinin Hukuki Niteliği, Beta Yayınları, 1. Bası, İstanbul 2006.
67 Cherpillod/Desemontet, s.67.
68 Yarg. 11 HD. T.16.01.2012, E. 2010/7743, K. 2012/167 (alıntılanan Yavuz/Alıca/ Merdivan s. 154).
69 Cherpillod/Dessemontet, s.67.
70 Jean Boulbet v Philippe Jaulmes and Jean-Claude Deshons; 1983 E.C.C 59; www.westlaw.uk.
71 Cherpillod/Desemontet, s.407; Bozgeyik, s.50.
72 Bozgeyik, s.50.
73 Rzu OLGZ 285; OLG Celle, 16.03.2000, 13 U 132/99, Baur 2000, 1096 (Bozgeyik s.53 dn. 124)
74 Yarg. 11 HD. 18.4.2011, 2009/11244 E., 2011/4507 K. (Bozgeyik s. 67’den naklen)
75 Bozgeyik, s. 67, Dural, s. 107.
76 Cherpillod/Dessemontet s.410; Theis s.197 (aktarılan Bozgeyik; s.65 dn.109)
77 Ahmet. M Kılıçoğlu, Fikri Haklar, Turhan Kitapevi, 2. Bası, Ankara 2013.
78 4. Jameel Ödülü, Pera Müzesi, Süreli Sergi Katalogları Dizisi, 2016, İstanbul.
79 Shmid/Wirth, n.19 s.33; LG Hamburg, 24. Zivilkammer, 27.04.1990 Baur 1991, 645 (Alıntılanan Bozgeyik; s.65 dn. 109).
80 Ateş (Eser), s.216; Öngören/Ceritlioğlu, s.35; Dural, s.109.
81 Ateş (Eser), s.215.
82 Dural, s.109.
83 Ergün, Ö. Effects of Observation Plan and Precision, Survey Reviev, (Vol.38 No.298, 331-341), İstanbul 2005.
84 Bozgeyik, s.72.
85 B. Ataç, Mimari Biçimlenişte Yorum; Mimarlık Anabilim Dalı 2006.
86 Dinçer, A. Aylin; “Görsel Peyzaj Kalı̇ tesı̇ nı̇ n ‘Bı̇ çı̇ msel Estetı̇ k Değerlendı̇ rme Yaklaşimi’ ı̇ le İrdelenmesı̇ Üzerı̇ ne Bı̇ r Araştırma” Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2011 s.24.
87 Sharp, Dennis, (2000), “Registering the Diaspora of Modern Architecture”, The Modern Movement in Architecture, Selections from the DOCOMOMO Registers, Dennis Sharp, Catherine Cooke (ed.), 010 Publishers, Rotterdam s.227.
88 Graf, m. Kommt Den Planen eines Wohnhauses Urheberrechtsschutz zu, IBR 2008, 520 (alıntılanan Bozgeyik, 70 dn.207162 Sharp, Dennis, (2000), “Registering the Diaspora of Modern Architecture”, The Modern Movement in Architecture, Selections from the DOCOMOMO Registers, Dennis Sharp, Catherine Cooke (ed.), 010 Publishers, Rotterdam s.227.
89 OLG Hamm, 20.04.1999, 4 U 72/97 (Alıntılanan Bozgeyik, 61 dn.172).
90 Bozgeyik, s.72-77. OLG Hamm, 20.04.1999, 4 U 72/97 (Alıntılanan Bozgeyik, 61 dn.172).
91 Dural, s.111.
92 Dural, s.113.
93 Yarg.11 HD., 1.10.2012, 2011/8991 E., 2012/14712 K. (Alıntılanan Dural; s. 113 dn.461).
94 OGH, 20.06.2006, 4 Ob 41/06t, Höhne, Architektur und Urheberrecht, Wien, 2007 s.39 (Alıntılanan Bozgeyik; s.72 dn.215).
95 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, 10 Ocak 2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
96 Suluk/Orhan, 204.
97 FSEK m. 4 f.2.
98 “Davaya konu tiplemenin yaratıcısı davacı olduğundan onun izni alınmadan davalının bu tiplemeye ait ibareyi kendi adına marka olarak tescili davacının eseri üzerinde sahip olduğu hakların ihlali niteliğinde bulunduğundan davalı adına yapılan marka tescilinin tüm sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden iptaline karar verilmiştir.” Yargıtay 11. HD. 19.04.2007, 2006/1155 E. ve 2007/6127 Esas Sayılı Karar www.corvus.com.
99 http://www.arkitera.com/haber/26508/almanyanin-yarisma-kulturu-masaya-yatirildi.
100 Yarg.11 HD T.4.4.2005 E.2004/6421 K.2005/3433 (Yasaman, s.4’den naklen).
101 Yarg. 11 HD. E. 2014/1006 K. 2014/9150 13.05.2014; www. corpus.com; benzer karar için Bkz. Yavuz/Alıca/Merdivan s.139.
102 Aynı görüş için Yavuz/Alıca/Merdivan s. 482 dn.193.
