MİMAR VE YAPI MALİKİ ARASINDA MENFAAT DENGESİNİN SAĞLANMASI

Burcu Kaya, LL.M.

8 Mayıs 2025 tarihinde Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Linkedln Blog’da yayınlanmıştır. Burcu Kaya tarafından yazılan Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na Göre Mimarlık Eserleri ve Mimar ile Yapı Maliki arasında hak dengesinin sağlanarak orantılı çözümün irdelendiğini yüksek lisans tezi sonrasında 2025 itibariyle güncellenmiş kısa bir versiyondur.

Fikir ve sanat eserleri hukuku, eser sahibini merkeze alan ve eser sahibinin yaratıcı faaliyetleri sonucu meydana gelen üretimlerinin somutlaşmış nesneleri üzerinden eser sahiplerine hak ve yetkiler tayin eden, eserleri ve dolayısıyla eser sahibinin hak ve yetkileri ile koruma yöntemlerini tanımlayan bir hukuk dalıdır[1]. Yaratıcılık önkoşuluyla 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda[2] (FSEK) yer alan tip eserlere fikri mülkiyet koruması sağlanır[3]. Her ne kadar kanunun ismi, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” olsa da korunan fikir değil fikrin somutlaştığı sanat dalı ürünüdür[4]. Bu sanat dalları ilim ve edebiyat, müzik, güzel sanatlar ve sinema olarak kanunda kategorize edilmiş ve kendi içlerinde eser türleri olarak alt başlıklara ayrılmıştır. Güzel sanat eserleri arasında yer alan mimarlık eserleri işlevsellik; kullanım amacı ve biçimi açısından diğer eser türlerinden farklılık arz eder[5]. Doğası gereği bir öteki tarafından kullanma, yararlanma ve tasarruf etmeyi zorunlu kılan yapılar, mimarın hususiyetini taşıdığı ve estetik niteliğe sahip olduğu takdirde aynı zamanda mimarlık eserleridir. Her yapının mimarlık eseri olmadığının ve fikri mülkiyet korumasından yararlanmayacağının altını çizmek isteriz. Fsek kapsamında bir eser sahibinin eseri üzerinde sahip olduğu serbesti, mimarlar bakımından farklılık göstermektedir[6]. Bu eser türünde hem mimarın hem de yapı malikinin eşdeğer hakları bulunmaktadır. Mimar bakımından eseri üzerinde fikri mülkiyet hakları doğarken malik, yapının sahibi olması nedeni ile mülkiyet hakkına sahiptir.

Herkese karşı ileri sürülebilen bu iki mutlak hak, eser sahibi mimardan başka yapı malikinin de eser üzerinde yetkisini gündeme getirir ve bu karşılaşma, taraflar arasında menfaat çatışmasına neden olur[7] [8]. Bir yetki alanı meselesi olan çatışmanın, iki tarafın menfaatlerini gözeterek özel bir değerlendirme ile aşılması yöntemi menfaat dengesinin sağlanmasının özünü oluşturur.[9] Mimarlık eserlerinde iki tarafın menfaatini gözeterek uyuşmazlıklara bir çözüm bulma arayışı mukayeseli hukukta da karşılık bulmuştur. Türkiye uygulaması bakımından değerlendireceğimiz bu makalede yapı maliki ile mimar arasındaki dengenin nasıl sağlandığını FSEK kapsamında güzel sanat eseri niteliğindeki mimarlık eserleri[10] özelinde değerlendireceğiz.

I.                Mimarlık Eserlerinde Hak Sahipliği: Fikri Mülkiyet Hakkı ile Mülkiyet Hakkı

Mimari eserlerde, mimarın fikri mülkiyet hakkına konu olan eserinin mülkiyeti genellikle mimarda değil, üçüncü kişi olan yapı sahibindedir. Eser üzerinde hem malikin hem de eser sahibinin haklarının olması FSEK m.57'deki; “asıl veya çoğaltılmış nüshalar üzerindeki mülkiyet hakkının devri, aksi kararlaştırılmış olmadıkça fikri hakların devrini ihtiva etmez” hükmünün bir neticesidir[11]. Eserin FSEK m.16[12] ve m.17[13] hükümleri, mimara eserde yapılacak değişiklikleri men etme ile bozma ya da imhayı engelleme yetkisini içeren manevi haklar tanırken; Türk Medeni Kanun[14] m.683 yapı malikine mülkiyet hakkı çerçevesinde yapıyı dilediği gibi kullanma ve tasarrufta bulunma yetkisi vermektedir.

Mimari yapı bir sanat eseridir ama aynı zamanda belli bir işlevi yerine getirmek amacıyla inşa olunan, malik için ekonomik değeri olan bir eşyadır. Tekniğin eskimesinden, yapının tahsis amacının değişmesine; yapıdan sağlıklı bir şekilde yararlanmak için gerekli olan çeşitli tadilat ve onarımlardan, kanunların getirdiği yükümlülüklere kadar birçok gerekçe ile mimari eserin değiştirilmesi gerekliliği gündeme gelmektedir. İşlevselliğin esas olduğu mimari yapıda, eserin korunması külfeti doktrinde fikir birliği olduğu üzere tek başına malike yüklenemez. Bu sebeple yapı malikinin mimari eserde icap eden değişiklikleri yapmasına olanak tanınması sosyal, ekonomik, hukuki ve teknik bir gereksinimdir[15]. Mimari yapıdaki estetik değeri korumak, yapının fonksiyonelliğinin sağlaması gerektiği fayda bakımından geri plandadır. Bu kapsamda eserde sadece eser sahibinin değişiklik yapabileceğine ilişkin mutlak kural, yapı malikinin mülkiyet hakkı kapsamındaki değişiklik talepleri karşısında esnemektedir.

Eser sahibi mimar, inşa edeceği yapının ilk aşaması olan mimari proje aşamasında, eseri neden meydana getirdiğini bilmektedir. Öğretide mimari yapının başlangıçtaki kullanım amacının zamanla değişebileceği, yapının kullanılmaz hale gelebileceği, yapının muhafazası amacıyla ve yapıdan en iyi şekilde verim alınabilmesi açısından yapıda çeşitli değişikliklerin yapılabileceğini bilen mimarın, yapıda değişiklik yapılmasına ilişkin, şeref ve haysiyetini gözetmek kaydıyla malike yetki vermiş olduğu kabul edilmiştir[16].

II.             Mimarlık Eserlerde Değişiklik Yapma Yetkisi: Haklı ve Keyfi Müdahaleler Arasındaki Çizgi

Mimarlık eserleri bakımından mimarın değişikliği önleme hakkı mimarın esere kattığı hususiyet alanı ile sınırlıdır. Mimarın hakkı, onun yapıya kattığı yaratıcılıkla bağlantılı olarak mesleki şeref ve itibarını zedeleyecek, ona kötü bir şöhret sağlayacak, doğrudan doğruya ona izafe edilecek, eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan değişiklikler yapılmasına ilişkindir[17]. Mimar her türlü değişikliği yasaklama hakkını haiz değildir. Menfaat dengesi kurulurken mimari eser niteliğindeki yapı üzerinde soyut bir ayrıma gidilmesi kanaatimizce yerinde olacaktır. Bu soyut ayrım mimari yapıya işlevsel ve fonksiyonel özelliklerini katan ve yapı malikini doğrudan ilgilendiren kısımlar ile mimarın hususiyetini taşıyan ve yapıya eser niteliği kazandıran özgün kısımlardır. Bu bağlamda değişikliğin alanı, kapsam ve niteliği mimardan izin almak zorunluluğu olup olmadığını belirleyen esas unsurdur.

FSEK’dan kaynaklanan hakların mutlak ve inhisari niteliği karşısında maliki sınırlayan birinci husus, yapılan değişikliğin keyfilik taşımaması, başka bir ifadeyle değişiklik için haklı nedeni olması gerekliliğidir. “Bina malikinin zevkleri, mimarın sanatkârane tasavvurlarının yerini alamaz.[18] İkincisi ise mimarın mesleki şeref ve itibarına riayet yükümlülüğüdür. Doktrinde zorunlu ve ihtiyaçtan kaynaklanan (haklı nedenle) değişikliklerin yapılabileceği hususunda görüş birliği bulunmaktadır. Bu kapsamda mimar sadece, kişilik haklarının bir uzantısı kabul edilen sanat eseri ile mutlak ilişkisi kapsamında mesleki şeref ve itibarını veya eserin mahiyet ve özelliğini bozan değişikliklere karşı çıkabilecektir. Eserin bütünlüğünü bozmayan, estetik görünümünü değiştirmeyen, esasen eserin kullanım amacı sebebiyle bir anlamda zorunlu olan değişikler için eser sahibinin ayrıca iznine ihtiyaç yoktur[19]. Mimarın iznine ihtiyaç duyulmadan yapı malikinin yapabileceği değişiklikleri kullanım amacına bağlı değişiklikler, faydalı ve zorunlu değişiklikler ve haklı nedenle yapılan değişiklikler olarak kategorize etmek mümkündür[20].

Yapının kullanım amacında meydana gelen değişiklikler[21], yapının yeniden tanımlaması ve farklı bir işleve kavuşturulması olarak değerlendirilebilir. Faydalı ve zorunlu değişiklikler; yapının güvenliğini, dayanıklığını, işlevselliği artırmaya ya da sağlamaya yönelik değişikliklerdir. Haklı nedenle yapılan değişiklikler ise yapının yıpranması, ekonomik değerini kaybetmesi veya hukuki değişiklikler neticesinde meydana gelen değişiklikler olarak değerlendirilebilir. Bu değişiklikler dışında yapı malikinin mimari eserin bütünlüğünü bozacak şekilde mimardan izinsiz değişiklikler yapması halinde mimar, FSEK’dan doğan manevi haklarına dayanarak malikten değişikliğin meni, mimarlık yapıyı eski hale getirme ve tazminat taleplerinde bulunabilecek ve malik, mülkiyet hakkına rağmen izinsiz gerçekleştirmiş olduğu değişikliklerden sorumlu olacaktır.

Mimar ve yapı maliki arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, her somut olay bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir meseledir. Yapıda meydana gelen değişikliklerin eser sahibinin maddi ve manevi haklarına zarar verip vermediği sonucuna doğrudan ulaşmak mümkün değildir. Genel kurallar koyarak bir çerçeve oluşturmak mümkünse de her uyuşmazlığın çözümü, somut olay değerlendirilerek ve değişikliğin nitelik ve sonuçlarının etkileri belirlenerek çözülmelidir. Öncelikle eser sahipliği haklarının varlığı ile zararın ne şekilde ortaya çıktığının belirlenmesi, sonra ise müellifin eserdeki hususiyetinin bundan ne ölçüde olumsuz etkilediğine bakılması gerekir[22].

III.           Yargı Kararları Işığında Mimarlık Eserlerinde Menfaat Dengesi

2005 yılında Maslak’ta inşa edilen bir Plaza’nın dış cephesinde meydana gelen cam kırılmaları ve etrafa savrulmaları gerekçesi ile mimardan izin alınmadan yapılan dış cephe değişikliğinin uyuşmazlık konusu olduğu davada; mimar, eserin mahiyet ve hususiyetinin bozulduğunu, manevi hakkının ihlal edildiğini bu nedenle mimarlık eserinin eski hale iadesini talep etmiştir. Dava eser sahibi mimar aleyhine onanmıştır ancak menfaat dengesini analiz etmek için elverişli bir karardır[23]. Davalı taraf camların kırılması nedeni ile yapıda değişiklik yapılmasının zorunlu olduğunu iddia etmiştir. Yerel mahkeme, yapıya hususiyet katan cam paneller yerine mimardan izin alınmadan alüminyum kompozitlerin kullanılmasını ve metal flaşların kaldırılmasını mimarın manevi hakkının ihlali olarak değerlendirerek yapının eski hale iadesine hükmetmiştir. Yapının dış yüzeyindeki camların kırılması ve kırıkların etrafa savrularak kamuyu tehlikeye soktuğu dolayısıyla “zorunlu ihtiyaç” kategorisinde yapılan bu değişikliğin mimarın iznini gerektirmediği savunması yerel mahkeme tarafından kabul görmemiştir.

Dava konusu yapı, çelik konstrüksiyon ve cam sistemleriyle tasarlanmış olup "skylight" (gök ışıklığı) sayesinde güneş ışığını iç mekâna maksimum düzeyde alacak şekilde dizayn edilmiştir[24]. Mimar, Plaza'nın tasarımında özellikle gece aydınlatmasına önem vermiş ve binanın kişiliğini karanlıkta da vurgulayan bir aydınlatma sistemi geliştirmiştir. Bu kapsamda, Türkiye'de ilk kez uygulanan cold cathode teknolojisiyle cephe aydınlatması yapılmıştır[25]. Mimarın, yapı ile kurduğu ilişki, yenilikçi yaklaşımı, estetik ve özgün tasarımı dikkate alındığında mimarlık eseri olduğu açıktır. Yapının dış cephesinde kullanılan camlar, mimarın hususiyetini yansıtan en önemli malzemelerden biri olarak değerlendirilmelidir. Yapı malikinin mimarlık eserindeki camları ve metal flaşların kaldırması, mimarın sanatını ifade ettiği alana doğrudan müdahale olup eser bütünlüğüne ve mimarın kişilik hakkının bir yansıması olan manevi hakkına tecavüz niteliğinde bir değişikliktir.

Yapının güvenliği gerekçe gösterilmişse de 2005 yılından itibaren aynı özelliklerde ve tam da bu estetik ve özgün tasarımıyla var olmuş ve herhangi bir sorun çıkmadan yıllarca mevcudiyetini korumuş bir tasarımın, yıllar sonra yapının güvenliği ve dayanıklılığı gerekçesi ile değiştirilmesi gerekliliği hayatın olağan akışında zorunlu değişiklik nitelendirmesine imkân vermemektedir, kanaatindeyiz. Nitekim yerel mahkeme de mimarın manevi hakkına tecavüz edildiğine ve yapının eski hale iadesine karar vermiştir.

Ancak yerel mahkeme kararı, FSEK m. 67/4 2.bent[26] gerekçesi ile “eski hale iadesi durumunda yapılacak değişikliğin kamunun veya malikin menfaatlerini esaslı surette haleldar etmediği hususunda mevcut bilirkişi heyetinden veya gerekiyorsa inşaat sektöründen bir bilirkişinin de olduğu heyetten görüş alınması gerekliliği” neticesinde eksik inceleme nedeni ile bozulmuştur.

Eski hale iade talebinde kanun koyucu açık bir şekilde menfaat dengesinin gözetilmesi gerekliliğini FSEK madde 67/4. son cümlede “Eski halin iadesi mümkün ise değişikliğin izalesi ammenin veya malikin menfaatlerini esaslı surette haleldar etmiyorsa eser sahibi eseri eski hale getirebilir.” hükme bağlamıştır. Eski hale iade ile eser sahibinin menfaatleri korunurken malikin menfaatlerine de esaslı surette zarar verilmemesi gerektiği sınırını çizmiştir. Yerel mahkeme bozmaya uymuş; değişikliğin davacı mimarın FSEK madde 16 kapsamında eserde değişiklik yapmayı men etme hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ancak zorunluluk nedeniyle yapılan bu değişikliğin kaldırılarak ön cephenin yeniden eski hale getirilmesinin çevre kirliliği, kaynakların ve malzemelerin boşuna kullanılacak olması, davalı şirkete yükleyeceği yüksek maliyet nedeniyle kamunun ve davalının menfaatlerinin esaslı surette haleldar olacağı sonucuna ulaşarak bu kez davanın reddine karar vermiştir.

Menfaat dengesinin sağlanması amacıyla mimarlık eserinde meydana gelen esaslı değişikliğin eski hale iadesinin malikin menfaatlerine zarar verip vermediği değerlendirilmesi[27] yapılırken binanın eski hale getirme maliyeti ile şirketin mali durumu, eski hale getirme masraflarının şirketin mahvına sebep olup olmayacağı araştırmaları yapılması gerekirken bu noktalara hiç değinilmeden ret kararı verilmesi, menfaat dengesini sağlama amacına uygun bir değerlendirme yapılmadığı anlamına gelmektedir. İnşaat mühendisi bir bilirkişinin yanı sıra yukarıda belirtilen kapsamda araştırmayı yapmaya ehil finansçı bir bilirkişinin de değerlendirmesini almak daha sağlıklı bir kararın zeminini oluşturacaktır, kanaatindeyiz. İşbu davada sadece eski hale iade talep edilmiş ve taleple bağlılık ilkesi gereği dava reddedilmiştir.

Eski içtihatlar değerlendirildiğinde eski hale iade taleplerinin çoğunlukla yukarıdaki hüküm kapsamında malikin fiilen zarar görüp göremeyeceği değerlendirilmesi yapılmadan reddedildiği dikkate alındığında işbu kararın bozma gerekçesinin yine de eser sahipleri açısından lehe yorumlanabilecek bir emsal teşkil ettiği kanaatindeyiz. Bir başka kararda ise yapı malikinin yapmama edimi, mimarın manevi haklarını ihlal niteliğinde değerlendirilmiş ve mimar lehine tazminata hükmedilmiştir[28].

Dava konusu yapı, İstanbul Zincirlikuyu'da 1970'li yıllarda tasarlanmış ve 1980 yılında tamamlanmıştır. Bu yapı, Türkiye'de ilk kez asma cephe tekniğinin uygulandığı bina olarak dikkat çekmektedir. Binanın tasarımında, arazinin mevcut yol ağı ve doğal yönleri dikkate alınarak, işlevsel ve estetik bir yerleşim planı oluşturulmuştur. Çizim atölyeleri ve açık ofisleri içeren alçak blok, kuzey ve kuzeydoğuya; bölümlü ofisleri barındıran yüksek blok ise batıya, en dar cephesiyle yerleştirilmiştir. Bu düzenleme, yapıya yönsüz bir ifade kazandırmıştır.[29] Cephelerde, o dönemde Türkiye'de üretilmeyen ısı yalıtımlı ve güneş ışınlarını önleyici özellikte "Pilkington" camları kullanılmıştır. Bu özellikleriyle bina, Türkiye'de giydirme cephe sisteminin ilk örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir[30]. Aynı zamanda Zincirlikuyu-Levent aksındaki diğer binalara da öncülük etmiştir. Bu kapsamda bina mimarın hususiyetini taşıyan ve estetik değere sahip olan güzel sanat eseri bir mimarlık eseridir. Nitekim 2004 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Bir yapının mimarlık eseri olarak korunabilmesi için kültür varlığı olarak tescil edilmesi gerekmez ancak kültür varlığı olarak tescilli olan proje ve yapılardaki tüm değişiklikler için izin gerekir.

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un[31] ardından binanın depreme karşı performans değerlendirmesi ve risk tespiti yapılması talebinde bulunulmuş ve deprem performans raporlarında binanın can ve mal güvenliği açısından yeterli performansı sağlamadığı gerekçesiyle kapsamlı güçlendirme gerektiği ancak yapılacak işlem ve maliyetler dikkate alındığında binanın yıkılıp yeniden yapılmasının daha uygun olacağına karar verilmiştir.

Malik açısından değerlendirildiğinde değişiklik, haklı nedene dayalı zorunlu bir değişiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Can ve mal güvenliği açısından yeterli performansı sağlamayan binanın işlevselliğini korumak ve zarara neden olmaması gerekliliği karşısında mimarın manevi haklarını askıya alınmış; haklı ve zaruri değişiklik nedeni ile menfaat dengesi yapı maliki lehine yorumlanmıştır. Belirtmek gerekir ki bir mimari eserin depreme dayanıklı olmaması veya herhangi bir nedenle fonksiyonunu artık yerine getirememesi her zaman yıkılabileceği şeklinde bir ön kabul doğurmaz[32]. Menfaat dengesinin sağlanması her somut olayda mahkemece res’en dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde, mülk sahibini, genellikle bütün kuralları müellif tarafından empoze edilen iş şartları ile karşı karşıya bırakmak ya da mimarı malikin kuralları ile tamamen sınırlamak menfaatler dengesini zedeleyecektir[33].

Dava konusu uyuşmazlıktaki yapı bir mimarlık eseri olup aynı zamanda kültür varlığı tesciline sahip olduğundan yıkım kararı, mimarlık eserinin aynı özelliklerde ve verilen sürede yeniden yapılması şartına bağlı bir yıkım iznidir. Malik, yıkım sonrası izin kapsamında rekonstriksiyon projesini sunmak yerine binanın yıkılmasıyla binanın mimarlık eseri niteliğini ve kültür varlığı özelliğini kaybettiğinden bahisle tescil kararını kaldırmak için başvuruda bulunmuş[34] ve şartlı yıkım kararına rağmen binanın inşasına başlamamıştır. Yapı malikinin eseri aynı şekilde yeniden inşa etmemesi mimarın manevi haklarının ihlali sonucunu doğurmuştur. Mimarın tazminat talebi kabul edilmiş ve karar onanmıştır.

Mimar ve yapı maliki arasındaki çatışmanın çözümünde mimarın fikri mülkiyet hakları ile yapı malikinin mülkiyet hakkı arasında özenli bir denge kurulmasını gerekir. Eserin korunması ve zaman içinde kaçınılmaz olarak ihtiyaç duyulacak değişikliklerin yapılması arasındaki hassas çizgi, tarafların haklarını gözeten ve somut olayın koşullarına uygun çözümler geliştiren bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Mimari eserde yapılacak değişikliklerin niteliği, zorunluluk durumu, mimari eserin bütünlüğüne etkisi ve mimarın şeref ve itibarına yönelik olası zararlar gibi unsurlar özenle dikkate alınmalı ve menfaat dengesini sağlamak adına titiz bir araştırma ve inceleme ile yapılmalıdır. Ne eser sahibinin hakları mutlak bir koruma altına alınarak malikin tasarruf yetkisi tamamen sınırlandırılmalı ne de yapı malikine sınırsız bir değişiklik yetkisi tanınarak eserin özgünlüğü yok edilmelidir. Hukuki ve teknik değerlendirmeler hem mimarın yaratıcılığını hem de yapının işlevselliğini koruyacak bir perspektifle ele alınmalı, tarafların hak ve menfaatleri arasında adil bir çözüm sağlanmalıdır.

[1] Ernst E. Hirsch,Hukuki Bakımdan Fikri Say İkinci Cilt Fikri Haklar, İstanbul, 1943.

[2] 05.12.1951 Kabul Tarihli 13.12.1951 Tarih 7981 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmış 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

[3] Objektif ve Subjektif Koşullar. Halil Arslanlı, Fikri Hukuk Dersleri II: Fikir ve Sanat Eserleri, s.6 İstanbul, 1954; Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, Eylül 2015.

[4] Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, Beşinci Bası, Vedat Kitapçılık, İstabul 2012, s.10; s.108; Alfred C. Yen, Coseph P.Liu, Copyright Law Essential Cases and Materials, Thomson West s.52.

[5] Hayri Bozgeyik, Fikir ve Sanat Eserleri Hukukunda Mimari Eserlerin Korunması, Ankara 2010;.

[6] Levent Yavuz/Türkay Alıca/Fethi Merdivan, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, 1. Baskı, Cilt 1.Şubat 2013; s.418, Şafak Erel, Türk Fikri ve Sanat Hukuku, İmaj Yayıncılık, Ankara 1998, s.151.; Hayri Bozgeyik, Mimaride Telif Hakları 3. Baskı Ankara 2019.

[7] Hcbühlmann: Schweizerische Juristenzeitung 1991, Heft 8, s.139; Troller: ZBJV 1945, S.385; BFE 117/II S.466-497, Yavuz/Alıca/Merdivan s.480, Cahit Suluk, Panel, “Fikir ve sanat eserleri Hukuku’nda Mimarlık Eserleri” TMMOB MİMARLAR ODASI Ankara, 2015.

[8] Bu konuda ayrıntılı açıklama için Bkz. Burcu Kaya, Fikir ve Sanat Eserleri Hukukuna Göre Mimarlık Eserleri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Lisansüstü Programlar Enstitüsü, İstanbul, 2018.

[9] Sabih Arkan, Mimari Eserlerde Malik ile Mimarın Hak ve Menfaatlerinin Dengelenmesi Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, 2007.

[10] Mimari projeler , FSEK’nin 2. maddesinde ilim ve edebiyat eserlerinin alt grupları arasında, diğer yandan FSEK’nin 4. maddesinde güzel sanat eserleri arasında sayılmıştır. FSEK’nin 2/1-3 maddesine göre “Bediî vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmî mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, plânlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimarî maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri.” ilim ve edebiyat eseri olarak nitelendirilmiştir. Mimari Projeler bknz:Şeref ERTAS -Emre K.GÖKYAYLA, “Mimari Projeler Üzerindeki Telif Hakkı”, Seyfullah Ediz'e Armağan,. DEÜ Yayınları, İzmir 2000.

[11] İstanbul 1. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2017/464 K. 2024/70, T. 22.2.2024.

[12] FSEK m. 16 “Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz. Kanunun veya eser sahibinin müsaadesiyle bir eseri işleyen, umuma arz eden, çoğaltan, yayımlayan, temsil eden veya başka bir suretle yayan kimse; işleme, çoğaltma, temsil veya yayım tekniği icabı zaruri görülen değiştirmeleri eser sahibinin hususi bir izni olmaksızın da yapabilir. (Değişik: 21/2/2001 - 4630/9 md.) Eser sahibi kayıtsız ve şartsız olarak yazılı izin vermiş olsa bile şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri menedebilir. Menetme yetkisinden bu hususta sözleşme yapılmış olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür.”

[13] FSEK m.17 “(Değişik birinci fıkra: 21/2/2001 - 4630/10 md.) Eser sahibi, gerekli durumlarda, aslın maliki ve zilyedinden, koruma şartlarını yerine getirmek kaydıyla, 4 üncü maddenin 1 inci ve 2 nci bentlerinde sayılan güzel sanat eserlerinin ve 2 nci maddenin 1 inci bendinde ve 3 üncü maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından geçici bir süre için yararlanmayı talep etme hakkına sahiptir. Eser sahibinin bu hakkı, bu eserlerin ticaretini yapanlar tarafından eseri satın alan veya elde eden kişilere müzayede ve satış kataloğu veya ilgili belgeler ile açıklanır. (Değişik: 7/6/1995 - 4110/7 md.) Aslın maliki, eser sahibi ile yapmış olduğu sözleşme şartlarına göre eser üzerinde tasarruf edebilir. Ancak eseri bozamaz ve yok edemez ve eser sahibinin haklarına zarar veremez. (Ek: 7/6/1995 - 4110/7 md.) Eserin tek ve özgün olması durumunda eser sahibi, kendisine ait tüm dönemleri kapsayan çalışma ve sergilerde kullanmak amacıyla, koruma şartlarını yerine getirerek iade edilmek üzere eseri isteyebilir.”

[14] 22.11.2001 Kabul Tarihli 8.12.2001 Tarih 24607 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmış 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.683 “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.”

[15] Yavuz/Alıca/Merdivan, s.481’den naklen.

[16] Erel, s. 148-149.

[17] FSEK m.16/3, Erel, s.150-151.

[18] Fırat Öztan, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Turhan Kitapevi, Ankara 2008, s. 326.

[19] İstanbul BAM, 44. HD., E. 2020/1195 K. 2022/1007 T. 14.6.2022, Lexpera İçtihat Veri Tabanı.

[20] “Doktrin ve Yargıtay içtihatlarında haklı sebep ile ihtiyaçtan kaynaklanan değişiklik ifadeleri eş anlamda kullanılmaktadır. Suluk bu kullanımların medeni hukuktaki faydalı değişikliklere tekabül ettiğini ifade etmiş, lüzumlu değişikliğin ise her halde haklı sebep kavramına dâhil edildiğini belirtmiştir. İhtiyaç kaynaklı olmayan değişiklikler ise lüks ve keyfidir olup mimarın manevi haklarına dayanarak bu değişiklikleri engeleme hakkı bulunmaktadır.” Suluk, s.23 dn.13 naklen. Suluk’un bu ifadesi Yargıtay içtihatlarında artık atıfsız olarak doğrudan gerekçe olarak karşımıza çıkmaktadır.

[21] “Değişiklik, eserin tahsis edildiği kullanım amacının değiştirilmesi, örneğin, otelin iş hanına, iş hanının polikliniğe, mesken olarak kullanılan bir apartmanın öğrenci yurdu, işyeri, büro vb.ne dönüştürülmesi şeklinde de ortaya çıkabilir. Mimari eserin tasarımı ve tasarımda kullanılan çeşitli unsurlar, tasarıma konu yapının kullanım amacı ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle, amacın değiştirilmesi çoğu zaman eseri etkilemeyen soyut bir değişiklik değildir; belirlenen yeni amaç doğrultusunda eserde başka değişikliklerin yapılması da bir gereklilik olarak ortaya çıkar.” İstanbul 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2017/169, K.2018/55, T. 27.2.2018, Lexpera İçtihat Veri Tabanı.

[22] İstanbul 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2017/169, K.2018/55, T. 27.2.2018, Lexpera İçtihat Veri Tabanı, “Dava konusu binanın güzel sanat eseri niteliğinde olduğu, ancak, dava konusu yapının otel olması sebebiyle, binanın sağlamlığı, emniyetinin sağlanması yanında binanın kullanım alanını büyütmek ve genişletmek için de zorunlu tadilat ve değişiklikleri yapabileceği, aksi takdirde, otel olarak inşa edilmiş olan bir yapının değişen konfor ve hizmet ihtiyaçlarına cevap vermesi ve kullanımının olanaksız hale geleceği, asıl olan bu değişiklikleri içeren tadilat projesi ve uygulamasının, eserin bütünlüğünü bozmaması olduğu, bilirkişi raporunda bu değişikliklerin teker teker değerlendirildiği, ihtiyaçtan kaynaklandığı, proje ve binanın bütünlüğüne bir zarar vermediği, eser sahibinin şeref ve haysiyetini zedelemediği” Yargıtay 11. HD, E. 2005/3748, K. 2005/10277 sayılı karar.

[23] Yargıtay 11. HD., E. 2022/7570 K. 2023/7190 T. 7.12.2023, Lexpera İçtihat Veri Tabanı.

[24] www.sunplaza.com.tr

[25] PLD Türkiye Dergisi, Sayı 6

[26] “2. (Değişik: 7/6/1995 - 4110/20 md.) Güzel sanat eserlerinde eser sahibi asıldaki değişikliğin kendisi tarafından yapılmadığını veya eserdeki adının kaldırılmasını yahut değiştirilmesini talep edebilir. Eski halin iadesi mümkün ise değişikliğin izalesi ammenin veya malikin menfaatlerini esaslı surette haleldar etmiyorsa eser sahibi eseri eski hale getirebilir.”

[27]“Eser sahibinden izinsiz davacı yanca yapılan değişikliklerin eski hale getirilmesinin bina malikinin menfaatlerine esaslı surette zarar verebileceği, yüksek masrafa neden olabileceği, yapılması istenen değişikliğin ortadan kaldırılmasının davaya konu binanın bir hastane olması nazara alındığında hizmetin önemli ölçüde aksamasına sebep olarak kamu yararına zarar verecek olması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde11. HD., E. 2023/6289 K. 2024/1875 T. 7.3.2024, Lexpera Veri İçtihat Veri Tabanı.

[28] 11. HD., E. 2023/2720 K. 2024/5217 T. 26.6.2024,Lexpera İçtihat Veri Tabanı. “İstanbul 3. numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna başvurarak 2000 yılında Boğaziçi Üniversitesinden almış olduğu rapor ve Kurum tarafından 2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ortadoğu Teknik Üniversitesinden alınan deprem performans raporlarında binanın can ve mal güvenliği açısından yeterli performansı sağlamadığı gerekçesiyle kapsamlı güçlendirmeye ihtiyaç duyulduğunu, yapılacak işlem ve maliyetlerin göz önünde bulundurulması nedeniyle binanın yıkılıp yeniden yapılmasının daha uygun olacağının belirtildiğini, bunun üzerine binanın yıkılarak kültür varlığı değerlerine uygun olarak yeniden inşa edilebilmesi için izin talebinde bulunulduğunu, talebin kabulü üzerine yeniden yapma taahhüdü ile davalı ile 22.12.2011 tarihinde davacıya ait Mimar Konuralp Müteahhitlik Müşavirlik A.Ş. arasında davaya konu binanın (mimari eser-Karayolları binası) restorasyonunun yapılabilmesi ve iskan edilebilmesi için sözleşme imzalandığını, binanın yıkılması sonrasında imzalanan sözleşmenin 05.06.2013 tarihli ihtarnameyle davalı tarafından feshedildiğini, davalının bina yıkıldıktan sonra koruma kurulu ve davacıya ait taahhütlerinden kurtulmak ve vaatlerini bertaraf etmek amacıyla binanın yıkılmış olması ve benzer sebeplerle kültür varlığı özelliğini kaybettiği iddiasıyla davaya konu binaya ilişkin tescilin kaldırılması talebinde bulunduğunu; ancak talebin reddine karar verildiğini, İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 2014/758 E. sayılı dosyası ile yürütmenin durdurulması talebiyle birlikte Kurul kararının iptaline ilişkin dava açtığını, ancak yürütmenin durdurulması talebinin reddine karar verildiğini, iptali istenen kararın konusunun tescilli binanın proje müellifinin müvekkili olup, bina ve mimari projeleri üzerindeki tüm fikri mülkiyet haklarının kendisine ait olduğunu, manevi hakları kullanma yetkisinin eser sahibine ait olduğunu, manevi haklardan birinin de eserde değişiklik yapmayı menetmek olduğunu, eser sahibinin bu bütünlüğün korunmasını talep edebileceğini”

[29] www.arkiv.com.tr /Türkiye'de mimarlar ve projelerine derli toplu ulaşılabilecek en büyük kaynak olan Arkiv internet sitesinden alınmıştır ancak siteye erişim askıya alınmıştır.

[30] baronvonplastik.blogspot.com

[31] 16.05.12 Kabul Tarih 28309 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmış 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun

[32] 11. HD., E. 2023/2720 K. 2024/5217 T. 26.6.2024, Lexpera İçtihat Veri Tabanı.

[33] İstanbul 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2017/169, K.2018/55, T. 27.2.2018, Lexpera İçtihat Veri Tabanı.

[34] Başvuru kararı reddedilmiştir.

Previous

Fikir Korunur mu? Fikri Mülkiyet Hukuku

Next
Next

Artificial Intelligence and Work Ownership in Fashion Sector