──────────────────────────

İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ

LİSANS ÜSTÜ PROGRAMLAR ENSTİTÜSÜ
HUKUK YÜKSEK LİSANS PROGRAMI


FİKİR VE SANAT ESERLERİ
HUKUKUNA GÖRE MİMARLIK ESERLERİ İLE MİMAR VE YAPI MALİKİ ARASINDA MENFAAT DENGESİNİN SAĞLANMASI


Burcu KAYA
Doç. Dr. Yalçın TOSUN ISTANBUL

Yüksek Lisans Tezi, 2018

──────────────────────────

GİRİŞ

Hukuk toplum ihtiyaçları üzerinden ilerleyen, gelişen ve değişen koşullara göre yeniden yapılandırılan dinamik bir kurallar sistemidir. Hukuk, toplum hayatını düzenleyen kurallar bütünü neticesinde sağlanan hak kavramının çoğuludur. Yıllarla beraber zihni çabanın sonucu yaratıcı faaliyetle meydana gelen ürünler ekonomik bir değer kazandığında iktisadi sonuçları meydana getirmiştir. Ortaya çıkan yeni menfaatlerin korunması gerekliliği yeni süjeleri doğurmuştur. Günümüzde fikrin, zihni çabanın ve emeğin cisme dönüşmesi ile meydana getirilen maddi varlık üzerinde yaratıcısının korunması gereken menfaatleri bulunmaktadır. Bu menfaatler bütünü fikri hakkın konusunu oluşturmaktadır.

Eser üzerindeki hakları korumanın önemi, matbaanın icadı ile basılabilen eserlerin çoğaltılabilmeye elverişli olmasının iktisadi sonuçları neticesinde anlaşılmıştır. Söz konusu yayınların ekonomik bir değer ifade etmesi ihlal risklerini meydana getirmiş; yasal tedbirleri ve tedbirlere başvurma yetkisi tanınan eser sahibi yeni süjeler geliştirmeyi zorunlu kılmıştır.

Fikri mülkiyet hukuku kapsamında eser sahipliğine ilişkin geliştirilen teorilerden biri1 1789 Fransız Devrimi’ni takiben oluşturulmuştur. Eser sahibi dururken, feodal beyin imtiyaz verdiği yayınevi sahibi veya bir meslek loncası eserin sahibi olamaz ifadeleri ile tek cepheli fikri mülkiyet teorisi, basılı yayının ekonomik değeri üzerinden mali hakları esas alarak oluşturulmuştur. Kişiden doğan yaratıcılık, zihni çaba ve fikri emeğin sonucu oluşan ürünün kişilik ile yakından ilgili olması eser sahibinin kişisel haklarını koruma ihtiyacını doğurarak bu kez manevi hakların esas alındığı kişilik teorisi oluşmuştur2 . Ancak her iki teori de eksik kalmıştır. Bir başka teori ise manevi ve mali hakları eser sahipliğinde birleştiren Eugen Ulmer’in ağacı olmuştur.

Ulmer’in ‘ağaç” teorisine göre, fikri ürünün eser sahibinde hem ekonomik hem de manevi menfaati bulunmaktadır. "Bu iki menfaat grubu bir ağacın köklerine benzetilecek olursa, eser sahibi hakkı da bu ağacın gövdesini oluşturur. Eser sahibi hakkına ilişkin yetkiler ise bu gövdeden çıkan budaklara ve dallara benzetilebilir. Bunlar bazen gücünü ikisinden bazen ise tamamen veya öncelikli olarak köklerden birinden almaktadır3” Günümüzde ise fikri mülkiyet hukuku temelini Ulmer’in teorisi benzeri olan çift cephe teorisi üzerine kurmuştur4 .

Fikri mülkiyet hukukunun koruduğu haklar aynı zamanda temel insan haklarından sayılmaktadır. 1948 tarihli insan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 27 inci maddesine göre “Herkes toplumun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel sanatların lezzetine varmak, bilim alanındaki ilerleyişe katılmak ve bundan yararlanmak hakkına sahiptir. Herkesin, sahibi bulunduğu her türlü bilim, edebiyat veya sanat eserlerinden doğan manevi ve maddi hakların korunmasını isteme hakkı vardır5 .”

19.yüzyıl ve öncesindeki yasal düzenlemelere bakıldığında her bir eser için farklı gerekçelerle farklı koruma çevreleri oluşturulmuştur. Sinema eserleri gibi bazı eser türlerinin ilgili tarihte henüz ortaya çıkmamış olması koruma ihtiyacını doğurmamış; mimarlık eserleri gibi ekonomik değerlerinin yeterince belirgin olmadığı sonucuna ulaşılan eserler ise korunmaya değer görülmemiştir6 . 20. yüzyılın başından itibaren ise telif haklarına ilişkin yasal düzenlemeler, şartları sağladığı takdirde fikri ürün niteliğinde kabul edilen eserleri koruma altına alınmıştır.

Fikrin cisimleşmiş olması ve hususiyet olgusu fikri mülkiyet bakımından gerekli olan iki unsurdur. Doktrinde eserin unsurları olarak belirlenen objektif ve subjektif unsurlar, fikri mülkiyet hukuku kapsamında korumadan yararlanılabilmek için gerekli kıstaslardır.

FSEK kapsamında ilim ve edebiyat eserleri, güzel sanat eserleri, müzik eserleri, sinema eserleri korunmakta olan eser türleridir. FSEK’te sınırlı sayıda olan eser türleri her bir eser kategorisi altında alt başlıklarla başkaca eserleri de koruma altına almıştır.

Mimarlık eserleri şartlarını taşıdığı takdirde FSEK m.2’de düzenlenen ilim ve edebiyat eseri ile FSEK m.4’te düzenlenen güzel sanat eserleri olarak korunabilmektedir. Karma nitelikte olan mimari eserler fikri mülkiyet hukuku alanında özgün ve özellikli bir yere sahiptir.

Mimarlık başta binalar olmak üzere fiziki yapıları tasarlama, kurma sanatı ve bilimidir. Gerek bilim değeri ve gerekse sanat değerini korumak zaruridir. İki eser kategorisi içinde ayrı düzenlenmiş olan mimarlık eserleri de bir yanıyla teknik ve bilimsel bir yanıyla da estetik ve sanatsaldır.

Mimarlık eserlerinde iki eser kategorisi arasındaki farklar, ayrımın doğru bir şekilde yapılması ve ayrım üzerinden doğru eser kategorisinin tespit edilmesi eser sahipliği ve hak doğumu için belirleyici olup irdelenmesi gereken meselelerdendir.

Öte yandan mimarlık, toplumun barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel ihtiyaçları ekonomik ve teknik imkânlarla birleştirerek estetik bir şekilde inşa etmeyi gerektirir. Mimarlık eserlerinin işlevselliğe ve fonksiyonelliğe hizmet etmesi gerekliliği ve bilim yanı, mimarlık eseri niteliğindeki yapıları tipik güzel sanat eserlerinden ayırmaktadır. Bu ayrım mimarlık eserlerin tespitinde hukuki kuralların daha esnek uygulanması dolayısıyla özgün bir uygulama gerekliliğini doğurmuştur.

Daha da önemlisi ve işbu çalışmada da inceleneceği üzere mimarlık eserlerinde yalnızca mimarın eser sahipliğinden doğan hakları bulunmamaktadır. Mimarlık eserleri, özgün yapısını hak sahipliği bakımından da devam ettirmektedir.

Mimarlık eserlerinde sanat eseri niteliğini taşıyan yapı genellikle 3. kişilere ait olup yapı üzerinde yapı malikinin de mülkiyet hakkı bulunmaktadır.

Mülkiyet hakkı, eşya üzerinde en geniş yetkiyi sağlayan ayni bir mutlak haktır. Hukuk düzeninin en ayrıcalıklı hak çeşidi olan mülkiyet hakkı neticesinde malikin eşyası üzerinde dilediği gibi tasarruf hakkı bulunmaktadır. Mülkiyet hakkı karşısında mimarlık eserlerinden doğan mali ve manevi hakların durumu ve işletilmesi fikri mülkiyet hukuku bakımından önemli bir meseledir.

Gerek fikri haklar gerek mülkiyet hakkı ikisi de mutlak hak kategorisinde olan ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Bu durum yapı üzerinde malik ve eser sahibi mimarın menfaatlerinin çatışmasına neden olmaktadır.

Mimarlık eserleri bakımından uygulamada en çok uyuşmazlığa neden olan husus, mimar ve malikin menfaat çatışmasıdır. Malikin mülkiyet hakkı kapsamında yapıyı kural olarak dilediği gibi değiştirme hakkı bulunurken mimarın eser sahibi olarak değişiklikleri önleme hakkı FSEK’te manevi hak kategorisinde ayrıca düzenlenmiştir7 .

Mimariye konu ürünlerin eser niteliği üzerinden mali ve manevi hakların tesisi de mimar ve yapı maliki arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için oldukça önemlidir.

Mimari projelerin uygulanmasının (inşası) bu anlamda hangi mali ve manevi hak çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği doktrinde tartışmalı olan bir diğer husustur.

Mimari proje uygulanarak ortaya çıkan maddi yapı, ancak Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yer alan belli şartların gerçekleşmesi halinde eser niteliği kazanacak ve koruma altına alınacaktır. Buna göre mimari projenin eser olarak korunduğu hallerde ortaya çıkan ve somutlaşan mimari projeye bağlı yapı, kendiliğinden Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu koruması altında olmayacaktır. Buna bağlı olarak da mimari proje ve yapıda meydana gelen değişiklik, mimarın kanundan doğan mali ve manevi hakları dâhilinde mimara müdahale hakkı verecek ya da vermeyecektir.

Fikri mülkiyet hakları ile mülkiyet hakkını karşı karşıya getiren mimarlık eserlerinin bu özgün yapısı, eser niteliği ve menfaatlerin ne şekilde ve hangi hukuki nedenler çerçevesinde dengeleneceği araştırmaya ve üzerinde inceleme yapmaya değer ve uygulamada tartışmalıdır.

Fikir ve sanat eserleri hukukuna göre mimarlık eserleri diğer eser türlerine göre özgün uygulama alanına sahiptir. Tüm bu nedenlerler mimarlık eserlerine ilişkin işbu çalışma ortaya çıkmıştır.

Ayrıca eklemek gerekir ki, mimarlık eserlerine ilişkin yapılan çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bu konuya katkı sağlayacağına inandığımız işbu çalışmada FSEK kapsamında mimarlık eserleri, mimarlık eserlerinin kategori ayrımı, mimarlık eserleri üzerinde doğan haklar ve eser üzerinde mimar ve yapı malikinin çatışan menfaatleri ve menfaatlerinin dengelenmesine ilişkin düşüncelerimiz doktrin ve Yargıtay kararları ışığında iki bölümde ifade edilmiştir.

İlk bölümde; birinci kısımda mimarlık eserleri daha iyi anlayabilmek adına Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eser ile eserin objektif ve subjektif unsurları incelenmiştir. İkinci kısımda; mimarlık eserleri, ilim ve edebiyat eseri olan mimarlık eserleri ve güzel sanat eseri olan mimarlık eserleri tasnifi ile objektif ve subjektif unsurlar bakımından değerlendirilmiş ve iki eser kategorisi üzerindeki ayrım üzerinde durulmuştur. Terminolojik olarak kanunun lafzı olan mimarlık eserleri terimini kullanmanın daha yerinde olduğu düşündüğümüz bu çalışmanın üçüncü kısmında mukayeseli hukuk bakımından mimarlık eserlerinin durumuna değinilmiştir.

Çalışmanın ikinci bölümü üç alt bölümden oluşmaktır. İlk alt bölümde, mimarlık eseri niteliğindeki yapı üzerinde doğan haklar mülkiyet hakkı ve FSEK’ten kaynaklanan mali ve manevi haklar tespit edilmiştir.

Çalışmada tüm mali haklar incelenmemiş olup yalnızca mimarlık eserlerinde uygulama alanı bulan işleme, çoğaltma ve yayma hakları ile bu hakların kapsamı tespit edilmiştir.

Yapı terimi ile mimarlık eserlerindeki her iki kategori kastedilmiştir. “Mimarlık Eseri Yapıda Menfaatin Dengelenmesi” başlıklı ikinci bölümde mimar ile yapı malikinin çatışan hakları tespit edilmiş ve eser kategori ayrımının hak iddiası bakımından önemi üzerinde durularak menfaatin dengelenmesini sağlayacak çözümler sunulmuştur.

Bu kapsamda menfaatin dengelenmesi yoluyla eserde hangi tür değişikliklerin yapılabileceği ve eserin imhasına ilişkin tespitlere yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü kısmında mukayeseli hukukun menfaatin dengelenmesine ilişkin yaklaşımı üzerinde durulmuştur.

Av. Burcu Kaya

1 Eğilim, fikri mülkiyet ve kişisel haklar teorisi aynı çatı altında birleştirme yönündedir. Bu birlik ve eser sahipliği teorilerini ortaya çıkarmıştır. BERN ve TRİPS de iki yönün varlığını kabul etmiş ve günümüzde mali ve manevi haklar birlikte kabul edilmektedir. Bkz: Tekinalp, Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku, 5. BASI, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012 s.89.

2Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 5. BASI, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012.

3 Yalçın Tosun; “Medeni Hukuk, Sözleşme Hukuku ve Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku Açısından Manevi Haklar” On İki Levha Yayıncılık, 1. Baskı 2016. s.18; Tekinalp, Dn 9 Ulmer, s.10.

4 “1936 tarihli Avusturya Eser Sahibi Hakları, eski İsviçre Kanunu ile İsviçre’nin 1992 tarihli Eser Sahibi Hakları ve Komşu Hakları Kanunu, Fransız Kanunu çift cephe teorisine dayanmaktadır. Yürürlükteki Alman ve Avusturya kanunları ise mali hakların devrine izin vermedikleri için tekçi teorinin etkisindedir. FSEK mali hakların devrini kabul ettiği için çift çephe teorisinin etkisindedir.” Bkz.: Tekinalp; s.84; Tosun; 17-18.

5 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A(III) sayılı Kararıyla ilan edilmiş; 6 Nisan 1949 tarih ve 9119 Sayılı Bakanlar Kurulu ile "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin Resmi Gazete ile yayınlanması yayımdan sonra okullarda ve diğer eğitim müesseselerinde okutulması ve yorumlanması ve bu Beyanname hakkında radyo ve gazetelerde münasip neşriyatta bulunulması" kararlaştırılmıştır. Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

6 Hayri Bozgeyik, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku’nda Mimarlık Mimarlık eserilerin Korunması, Yetkin Yayınları, Ankara 2010 s.334.

7 Eserde değişiklik yapılmasını men etmek başlıklı FSEK m.16.

Görsel Chat.GPT tarafından Ulmer alıntısı promt olarak vererek üretilmiştir.